Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Haziran, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Şarap Afrodizyaktır

Geçen hafta sonu çok tatlı bir film izledim. Adı A Good Year. Film Fransa da üzüm bağlarının arasında dolaştırıyor sizi. İzlerken insanın canı şarap çekiyor. Nerdeyse bana Böğürtlen Şarabı isimli kitabı okuduğum zaman aldığım hazzı verdi.


Özellikle yaz akşamlarında soğuk şarap içmeye bayılıyorum. Bu ara Böğürtlen Şarabının yazarı Laura Esquavel 'in yazdığı bir kitabı okumaya başladım.
Afrodit Afrodizyak Yazılar Afrodizyak Yemekler adında. Okuması kolay akıcı,insanı gülümseten bir kitap.

Afrodit, Şili'li yazar Isabel Allende'nin çok değişik bir çalışması. Bu kitabı, edebi bir amaç gütmeden, yalnızca eğlenmek ve eğlendirmek için hazırladığını söyleyen yazar, Afrodit'in, okuruyla kendisi arasında özel, ironik ve mahrem bir sohbet olduğunu söylüyor ve bu kitabın erotik bir elkitabı, ya da bir yemek kitabı olmadığını, bir 'duyular kitabı' olduğunu vurguluyor.

'Erotizmi yiyeceklerden ayıramam bir türlü; bunu yapmak için bir neden de göremiyorum; tam tersine, gücüm …

DİLE GETİRİRSEM BÜYÜSÜ BOZULUR

Size de olur mu hiç? Bir duygu o kadar kocamandır ki, içinizde, sanki paylaşsanız, anlatmaya kalksanız, hakkını veremeyeceksiniz, sanki o duygu küçülecek gibi olur mu hiç?
Bu ara öyle hissettiğim bir dönem yaşıyorum. İçimdeki kocaman bir duygu ama bu ne bilmiyorum adı var mı kelimelere dökülür mü bilmiyorum. O kadar kopuk kopuk geliyor ki...

Sanki değişim geçirdiğim bir dönemdeyim.Şeklen değil içsel bir değişim büyük bir şey ama ne yöne gidiyorum bilmiyorum.Değişimin sonu ne olacak kestiremiyorum. Değişim şununla ilgili bile diyemiyorum.

Ne yazmayı ,ne konuşmayı becerebiliyorum.

Eskiden bir şelale idim. İnsanlara akardı duygularım, çok coşkundu engelleri tanımazdı bilmezdi. Sonra kırıldım. Biri benden güveni çaldı. İnsanlara duyduğum sonsuz güveni.Bir süre inkar ettim bu eksikliğin farkına vardığımı. Akamaz oldum. Şelaleden, sakin bir göle dönüştüm, huzurlu. Yeniden akabileceğim umudunu taşıyordum. Sonra bir başkası geldi benden umudu çaldı. Artık kurudum.
Beni kurtarmak için artık bir …

Tartıdakini aynada görememek

Dostlar, romalılar,
Uzunca bir döneme yaydığım zayıflama sürecinde, sonlara yaklaşmış bulunmakta olduğum şu günlerde, kendimde ve çok yakın bi dostumda gözlemlediğim bir sendromdan bahsetmek istiyorum; Bu sendromu kısaca "tartıdakini aynada görememek" olarak tanımladım ben :)

Adından da anlayabileceğiniz gibi, bir çeşit algı yanılsamasından bahsediyorum. Örneğin 1.70 boya sahip olan ben kişisi, yumurtalıklarımdaki bir problemin, vücudumdaki insülin direnci bozmasının da etkisiyle 82 kiloya kadar çıkmıştım 1,5 sene kadar önce... Bu geçtiğimiz 1,5 senelik süreçte ise yavaş yavaş 23 kilo verdim ve şu an 59 kiloyum.
Fısssssstık gibi hissetmem lazım değil mi? :) Hayır işte, tam tersi...
İşte size sendrom!
Aynaya baktığımda, kesinlikle öngörülebilecek mutluluğu ve tatmini yaşayamıyorum! Daha 1 sene önce, 65 kiloya düşmenin hayalleriyle yanarken; 60'ın hayalini bile kuramazken, şu an nedense aklım hep 55'te! 55 kiloya düşünce, onu da beğenmemekten ciddi ciddi endişe duymaya başlad…

Aşk varmış… Gerçekmiş… Unutmuşum…

Aşk varmış… Gerçekmiş… Unutmuşum…

Bazen zamanda durabilmeli…geriye gidebilmeliymiş insan.. Hep ilerlemeye, hep zamana bırakmaya, hep gelecekte daha iyi şeyler yaşanacağını düşünerek koşturmaya nasıl da alışmışım…

Geçmiş zaten yaşanan, zaten bilinen kısım değil miydi? İyisi kötüsüyle yaşanmış ve bizi şu ana getirmişti. Çok da takılmamak gerekliydi eskiye. Böylesi daha iyi dedi herkes. Önümüze bakmalı dedi insanlar. İnanmışım. Peki kabul, bazen bu da gerekli. Hatta çok gerekli belki. Ama öyle birşeyi unutmuşum ki zamanla ve bu beni öyle bir boşluğa düşürmüş ki. İnanamadım…

Çok değil sadece 2 gün geçmişe döndüm. Sanki bir zaman makinasına girdim ve 2 gün geçmişte yaşadım, 10-15 yıl öncesinde. Ve geri geldim. Eski “ben” i hatırladım. Öyle ki; zaman makinası gerçek olsaydı bu kadar etkili olamazdı. Hep düşündüğüm şeyi pekiştirirdi. Ne mi düşünüyordum? O yıllarda yani üniversite yıllarımda.. herşeyin saf olduğunu benim de çok saf olduğumu. Bir zamanlar kolay aşık olabildiğimi… gözümün nasıl…

Nasıl Jenifer Aniston'unki gibi güçlü ve seksi bacaklara sahip olursunuz?

Sevmesem de Jennifer Aniston 'u (Angelina Jolie sevenlerdenim)yiğidi öldürüp hakkını yememek lazım. Hollywood 'un en iyi vücutlarından birine sahip.Genetik harikası olduğu için bu vücuda sahip de değil.Bu vücududa çok çalışarak,yoga ve pilates yaparak sahip oldu.

Oyunculuğa ilk başladığı zamanlarda yapımcılar ona incelmesini, saç renginide daha açmasını söylemişler. Başarılı olmak isteyen Jennifer bu tavsiyeleri dinlemiş.


İşin özü azim sanırım. Lise balosuna giderken çekilmiş bir fotosu ve son yıllarda çekilmiş bir fotosunu yanyana görüyorsunuz.

Bakımlı kadın güzeldir mottosunun ispatı bu kadın. Çirkin ördek yavrusundan kuğuya dönüşmüş. Gelelim asıl konumuza bu vücudu nasıl yapmış!

Jen’in Yoga eğitmeni Mandy Ingber Jen in kullandığı bacak şekillendirme tekniklerini şöyle anlatıyor;

1. Bacaklarinizi haftada en az 3 kere 30-60 dakikalik kardiyo hareketleriyle sıkılaştırın. Many koşmayı, bisikleti veya yürümeyi öneriyor.

2. Üst bacaklari "temple pose" ile 30 sn tutarak güç…

Vibratörlerin kısa ve renkli tarihi

Vibratörler, cinsel zevkler için tasarlanmış seks oyuncaklarıdır en genel tabirle. İstisnasız hepsinde bulunan titreşim özelliği, vücudun erojen bölgelerini uyararak cinsel haz almayı, ve hatta bu yolla orgazmı sağlar.

1880'li yılların başlarında icat edilen vibratörün mucidi Kelsey Stinneer, bunu başlarda "histeri tedavisi için tıbbi bir cihaz" olarak piyasaya sürmüştü.
1902 Yılına gelindiğinde ise, bir Amerikan firması olan Hamilton Beach, ürünün tüm patent haklarını satın alarak seri üretime geçti ve ev kullanımına uygun, elektrikli vibratörler üretmeye başladı.
Seri üretime geçen bu cihazlar, 1900'lü yılların ortalarına gelindiğinde, ev aletlerinin bulunduğu satış kataloglarında yerlerini almışlardı bile!
Yıllar ilerledikçe, pornografik bir hal almaya ve giderek daha aleni cinsel çağrışımlar yaratmaya başlayan tasarımları nedeniyle, 1920'li yıllara doğru içinde bulundukları ev aletleri kataloglarından yavaş yavaş kaybolmaya başladı vibratörler.

Yaşam Okulu

Buğday Derneği ile Atlas Dergisi güzel bir organizasyona imza atıyorlar adı da Yaşam Okulu.

Yaşam Okulu, doğa korumacılığının felsefesine, doğa ve insan ilişkisini felsefi ve bütünsel yaklaşımıyla Türkiye’de bir ilk olacak.

Geçmişin unutulmuş bilgeliklerini öğrenilecek, Hegel’in felsefesinden masalların erdem ve arı düşüncesine ulaşılacak.

İnsanın kendisini tanımadan doğayı anlamasının mümkün olmadığı düşüncesinden yola çıkan Yaşam Okulu’na, Türkiye’nin çevre hareketine yön veren kişiler eğitmen olarak katılacak. Örneğin Atlas Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Özcan Yüksek, Gezegeni Kurtaran Masallar’dan bahsederken, Doğa Derneği Başkanı Güven Eken de “Doğa Dili”ni konuşacak.

KATILIM KOŞULLARI

Her döneme katılım 20 kişi ile sınırlıdır. Bu nedenle katılmak isteyenler bir ön elemeden geçirilecektir. Aday olanlar;

* özgeçmiş
* bir sayfalık niyet mektubunu

info@yasamokulu.org adresine gönderebilir.

Adaylardan niyet mektubunda, (varsa) Yaşam Okulu konularıyla ilgili daha önce katıldıkları ç…