27 Mayıs 2010 Perşembe

ÇOCUK KİTAPLARI NASIL YAYINA HAZIRLANIYOR?

Elma Yayınevi editörlerinden Demet Uyar'a bazı sorular yönelttim o da kırmadı beni sağolsun sorularımı cevapladı.



Neden çocuk kitapları yayınlamaya başladınız? Bu kararı almanıza neden olan etkenler nelerdi?
Elma Yayınevi olarak çoğunlukla iş-yönetim ve kişisel gelişim kitapları yayımlıyoruz. Bu alanda çocuklara yönelik kitaplar mevcut değildi, çocuklar için de kişisel gelişim kategorisinde kitaplar yayımlayabileceğimizi düşündük. Yayınevi olarak alanımız kişisel gelişim olduğu için okuyucularımızdan çocuklar için de kitaplar yayımlamamız yönünde talep aldık, bu yönde bir hedefimiz olduğu için de çocuklar için kişisel gelişim kitapları yayımlamaya başladık.


Çocuk kitapları yayınlamada hedefleriniz neler?
Çocukların kişisel gelişimine katkıda bulunabilmek ve kendilerini gerçekleştirmelerine biraz olsun yardımcı olabilmek.

Çocuk kitabı hangi aşamalardan geçerek son okuyucuya ulaşıyor ?
Öncelikle aday kitaplarımızı hedef kitlemiz olan çocuklara ve uzmanlar ile ailelere okutup onaylarını alıyoruz. Yani, kitabı yayımlayıp yayımlamayacağımıza danışmanlarımızla birlikte karar veriyoruz. Sonrasında gerekli düzeltme ve uygulamaları yapıp kitabı baskıya hazır hale getiriyoruz.

24 Mayıs 2010 Pazartesi

En Çekici Kötü Adamlar


Herkesin çekici bulduğu adamlardan farklı tipleri çekici buluyorum. Az sert, az kusurlu olacak suratlar. Herkesin sevdiği parlak çocuklar gibi olmayacaklar.
Sinemanın,tv dizilerinin 3 kötü adamını çok çekici bulurum.Ray Liotta,Micheal Madsen ve Eric Roberts.

Hepsi de çok iyi oyuncular yalnız seçici değiller. Çok filmde oynamak fiyatlarını düşüren bir şey. Çok deneyimliler ama 3. sınıf filmlerin aktörleri onlar.

Her birine ayrı bir film ile tutulmuştum. Michael Madsen'i Vengeance Unlimited ile sevmiştim. Bu dizide Madsen, mazlumun intikamını almakla uğraşan, profesyonel bir "intikam alıcı"dır. Yardımlarının karşılığı, bir "iyilik borcu"dur ve her bölümde, geçmişten gelen iyilik borçlarını kullanarak, bölümün mazlumunun intikamını çok yaratıcı biçimlerde alır.


Eric Roberts ise geçirdiği bir kaza sonucu kötü adam kariyerine başlamıştır.1981 yılında geçirdiği ve 3 gün komada kaldığı trafik kazası sonucunda yüzünde kalan yara izi, onu kötü adam oynama saplantısına sürüklemiştir. Yine de gerekli sıçramayı yapamamış, hayatını abuk subuk filmlerde gereksiz karakterler sergilemekle geçirmektedir.

1986 yapımı Runaway Train adlı filmde Jon Voight ile harika bir performans sergilemiş ve en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında oscara aday olmuş lakin ödülü o yıl 78 yaşında olan Don Ameche kapmıştır. Bu arada Julia Roberts'ın ağabeyi olduğunuda hatırlatmak isterim.
Onu en son Heroes dizisinde görmüştük.Tabi ki yine kötü adamı oynuyordu.


Ray Liotta'ya aşkım Goodfellas filminden sonra başlamıştır. Hikayede kötü adamdır ama kendi bakış açısını o kadar güzel anlatır ki etkilenmemek elde değildir yüzü çok karizmatiktir.

Peki neden kötü adamları,kusurlu yüzleri seviyorum?
Bunu bende zaman zaman sorguluyorum. Sanırım içlerinde iyi bir şeyler olduğuna inanmak istiyorum.

21 Mayıs 2010 Cuma

HAYATI ISKALAMA LÜKSÜN YOK SENİN !



Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan

ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahatolsun.

Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve

yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.

Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır.

Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadıneden beyaz değil?"

diye bir soruyla bilekarsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin.
Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın herzaman.
Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur.
İyihalin cezanda indirim sağlamaz.
Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken
o, "şunuyapmadın" diye cevap verecektir. Ve
ne söylesenkarşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır.
Üzülme, sen aşkı yaşanmasıgerektiği gibi yaşadın.
Özledin, içtin, ağladın,güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın.
"Peki o ne yaptı" deme.
Herkes kendinden sorumluduraşkta.
Sen aşkını doya doya yaşarken
o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu.
Bir insan eksikyaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamakiçin uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için?
Hayatı ıskalama lüksün yok senin.
Onun varsa, bırak olüksü sonuna kadar yaşasın.
Her zamanki gibi yaşayacaksın sen.
"Acılara tutunarak"yaşamayı Öğreneli çok oldu.
Hem ne olmuş yani,yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil.
Sen mutluluğuhiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydireline almadığın kitaplar seni bekliyor.
Kitap okurkende mutlu oluyorsun unuttun mu?
Kentin hiç görmediğinsokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyifverecek sana.
Yine içeceksin rakını balığın yanında.
Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü decabası....
Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun asolan yürektir.
Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilipde duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığınsürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeterki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevdaduygusunu.
Elbet bitecek güneşe hasret günler.
Ve ozaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkilerdeğil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...



NAZIM HİKMET

15 Mayıs 2010 Cumartesi

L'OREAL RENOVISTE DENEYIMI:)

Ne demistik peeling demistik, cilt bakimi demistik,kür demistik:) Sevgili Sour ile yaptigimiz bir konusma ertesinde ben de kosa kosa onun memnun kaldigi bu kürü almaya gitmistim:)
Su gune kadarki olanlari size bir bir aktariyorum:)
Hani ilk glikolik asidi cildimize surup 5 dakika beklettigimiz an var ya. Saniyorum ki (eger gercekten cok cok hassas,egzemali bir cildiniz yoksa) tum cilt tipleri bu kürü uygulayabilir. Ben denek olarak kendimi bu ise adadim ya; 5 dakikadan da fazla tutmaya karar verdim bir seferinde sirf etkisini gorebilmek icin. Hani 5 dakikadan sonra ne oluyor diye. Yine de cildimde bir kizarma bozarma hassaslanma olmadi.
Tabii bu uygulamayi yaparken konu uzerinde de arastirma yaptim. Bizler bunu evde uyguladigimizdan ve isin profesyoneli olmadigimizdan bizi profesyonellerin kullandigi gibi bir asit yuklemesiyle eve gondermiyorlarmis tabii:) Glikolik asit yuzdesi sadece yuzde 10. O yuzden tekrar ediyorum cok cok hassas hemen irite olan bir cilt tipine sahip degilseniz bu kürü uygulamaniz sonucunda kizarik bozarik bir suratla evden cikmanizi gerektirecek hicbir sakinca teskil etmiyor bu urun.
Gelelim yararlarina. Ilk birkac uygulama sonucunda acikcasi ben cildimde bir hareketlenme gormeye basladim. Yani boyle bir renk degisimi, canlanma gibi. Su anda ise -ki 15 gunu gecti- yanaklarimdaki kuruma ornegin azalmis durumda.Bu kürü tavsiye ettigim bir baska arkadasim ise -cilt tipi karma-kürü uyguladiktan sonra makyaj yaptiginda cildinin makyaji cok iyi kaldirdigini soyledi bana. Parlamiyor, puruzsuz duruyor fondoten dedi.

Arkadaslar mutlaka bir cilt uzmanina ya da dermatologa danisin tabii ama bence bu urunden memnun kalacaksiniz.
SEVGILER:)

13 Mayıs 2010 Perşembe

Kapanış ve Ödül Töreni



13. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin “Kapanış ve Ödül Töreni”, 13 Mayıs Perşembe günü saat 19.00’da Kızılırmak Sineması’nda yapılacak.

Kapanış töreninde festivalin iki ödülü sahibini bulacak. Bunlardan ilki, Türkiye sinemasında son bir yıl içinde gösterime girmiş filmlerde rol alan genç kadın oyuncuların aday gösterildiği “Genç Cadı Ödülü”.

Festivalin dört üniversiteden akademisyenler, sinema yazarları ve oyunculardan oluşan Danışma Kurulu’nun oylarıyla belirlenen ödül, kapanış töreninde açıklanacak. Törene, Genç Cadı adaylarından Berrak Tüzünataç, Damla Sönmez ve Selma Ergeç de katılacak.

Genç Cadı Ödülü, genç kadın oyuncuları yüreklendirmek, onların sinema yolculuklarını destekleyerek bu alandaki üretimlerine dikkat çekmek ve Türkiye sinemasında kadınlara yönelik güçlü, olumlu kadın rollerinin yazılmasını teşvik etmek amacıyla veriliyor.

İlki 2009 senesinde sahibini bulan Ödül için bir sene boyunca gösterime girmiş Türkiye yapımı filmler değerlendiriliyor. Başrol ya da yardımcı rol kıstası olmadan yapılacak seçimde kadın oyuncuların oyunculukları kadar oynadıkları karakter de değerlendirmeye alınıyor.

Geçen sene ödül Hayat Var filmindeki rolü ve oyunculuğuyla Elit İşcan’a verilmişti. Kendine özgü dünyasında yarattığı mücadele yöntemleriyle hayata tutunarak ayakta kalma savaşımı verdiği ve bunu başaracağı umudunu büyük bir yetenekle perdeye yansıttığı gerekçesiyle bu ödülü alan İşcan henüz 15 yaşındaydı.


Uluslararası Sinema Yazarları Federasyonu-FIPRESCI Ödülü”nü kazanan film de kapanış töreninde belli olacak.

Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, dünyada FIPRESCI Jürisi’nin ödül verdiği tek kadın filmleri festivali olma özelliği taşıyor.

Merve İldeniz ve “Kosmos” filminin oyuncusu Sermet Yeşil’in sunuculuğunu yapacağı kapanış töreninin ardından, FIPRESCI Ödülü alan film gösterilecek.

Kapanış töreni için davetiye zorunluluğu yoktur.

13. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali Kapanış ve Ödül Töreni

Tarih:13 Mayıs 2010, Perşembe

Saat:19.00

Yer:Kızılırmak Sineması

FESTİVAL BİLETLERİ 6 TL

Festival biletleri 30 Nisan Cuma günü satışa çıkıyor. Sinemaseverler, biletlerini Kızılırmak sinemasında açılacak gişelerden satın alabilecekler. Bilet fiyatları değişmedi; geçen sene olduğu gibi tam ve öğrenci ayrımı olmaksızın 6 TL olacak.

Kızılırmak Sineması
A: Kızılırmak Sokak No:21/B
T: 0 312. 425 53 93

10 Mayıs 2010 Pazartesi

SAUNA



Fitness sonrası sauna kullanmaya başladım. Saunanın kapısında bir seansın 300 kalori kadar yakmaya neden olacağı yazıyordu. Bende bu mekanizmayı ve saunanın çıkışını, sağlığa etkisini merak ettim. Sıcaktan bunalacağımı düşünüyordum. Aynı nedenden hamama bile gitmeyen insandım. Spor sonrası 10 dakika deneyebilirim dedim ve ilk defa ellerimin üzerindeki derinin bile terlediğini gördüm. Verdiği his inanılmaz rahatlatıcı idi.
Sonra arkadaşım Tolganın (nam-ı diğer Niketese )ekşi sözlükte ,sauna başlığı altına yazdıklarını okudum

'' Evet saunaya girdiğimizde bolca terleriz. Terlemek vucuttaki toksinlerin, kimyasallarin ve yağlarinin atılması için iyi bir yoldur. Derimiz nefes alır, gÖzenekleri açılır... Ayrıca dakikada ortalama 75 kere atan kalbimiz, saunaya girildikten sonra dakikada 150 atışa kadar ulaşmaktadır. Bu artış ile vucuttaki kan dolaşımı hızlanmaktadır. Ancak sıcaklık yüzünden damarların halihazırda genislemesi sebebi ile kan basinci artmamaktadir. Bu sayede, yani kan dolaşımının hızlanmasına bağlı olarak dokularin kendini onarimi, zararli madelerin dokulardan uzaklaştırılması daha hızlı gerçekleşebilmektedir.

Ayrica zayıflamak isteyenler icin de saunalar bire bir çözümdür. Yattığınız yerden kilo verirsiniz. çünkü vucut yağlari 43 santigrat dereceden sonra suda çözünebilecek hale gelirler. Bu da demektir ki, bu yağlar, yaklaşık 50 santigrat derece olan saunalarda vücut içindeki suda çözünür hale gelip, terleme yolu ile, diğer toksinleri de yanına alarak vücuttan atılabilir. Hatta bu yağları yakma işlemi o kadar hızlı ve çabuk olur ki 10 dakikalik bir sauna seansı yaklasik 600 kalorilik yağ yakılmasina denk gelmektedir. Ki bu da yaklasik 1 litre terlemek demektir. Yani hafif tempoda 10 kilometre kosmak veya yuksek tempoda yarım saat basketbol oynamak ile aynı şey. Ancak burada dikkat edilmesi gereken en onemli sey su kaybını hemen telafi etmek gerektigidir...''

Niketese'nin bu yazısının devamı ve erkeklere uyarılarını buradan okuyabilirsiniz.

Fince bir sözcük olan sauna, terleme banyosu anlamına gelir. Eskiden odun sobalarını av etlerini ve somon balıklarını pişirmek için kuran Finliler, daha sonra bu sıcak mucizenin sağlık ve gençlik kaynağı olduğunu keşfetmişler.

Sauna kültürü her ne kadar Finlandiya kökenli olarak bilinse de asıl ortaya çıktığı bölge Orta Asya’dır ve buradan Rusya’ya oradan da İskandinav ülkelerine geçmiş ve sonraki gelişimini de Finlandiya’da gerçekleştirmiştir. O dönemde Finliler ahşaptan kulübeler inşa edip bu kulübelere düz taşlar dizerlerdi ve alttan odunla ısınan taşların üzerine su dökerek yoğun bir şekilde buhar oluştururlardı.

Finliler’ bir kadının en güzel olduğu zaman, saunadan çıktıktan bir saat sonraki halidir’ der. Bunun en basit açıklaması, sıcağın etkisiyle vücudun mutluluk hormonları serotonin ve endorfin hormonlarından bol bol salgılamasıdır. Saunadan çıkıp, soğuk suya girildiğinde ise, adeta bir gençlik mucizesi yaratılmış olur: Dolaşım hızlanır, cilt pespembe ve pırıl pırıl bir görünüm alır.

Sauna insanların oturur vaziyette bedenindeki sıvıyı attığı yerdir. Sauna aktif olmayan durumda iken iyi bir şekilde vücuttaki sıvıyı atmak için birebirdir.

Aktif olan bedenden sıvı atmada oluşan yorgunluğun tam tersine saunada terleme ile yorgunluk giderilir. Böylece dinlenerek vücudunuzda ki toksinlerden ve fazla kilolardan kurtulmanıza yardımcı olur.

Kötü toksinler ve metabolizma artıklarının vücudun gözeneklerinden terleme yoluyla uzaklaştırılması genel rahatlama ve gevşemeyi sağlar.

Böylece saunada iken aynı zamanda yorgunluk giderilir, aynı zamanda da vücuttaki toksinler atılır.

Beden, ısı değişimleriyle kalp atım sayısı yani nabız arasında doğrusal bir ilişki vardır. Saunadaki sıcak hava sayesinde vücut ısısı artar böylece haliyle nabız artışı da beraberinde artar. Saunada nabız istirahat haline göre %50 – 60 artar dakikada 100 – 150 atıma çıkabilir. Nabızdaki bu hızlı artışa karşın kan basıncında sistolde çok hafif bir artış olur. Bu sebeple bedenin dolaşım sistemine binen gerçek yük düşüktür.

Buna göre yapılan bir araştırmaya göre çok iyi dayanıklı sporcularda yapılan nabız karşılaştırmalarında 90 C ısısındaki bir saunada 20 dakika kalmak nabız ölçümlerinde 4000 m. koşuya eşit olduğu görülmüştür. Bu nedenle düzenli sauna kullanımının yararları oldukça fazladır.


Sauna içerisinde sıcak ve kuru havanın bulunduğu ,insanların rahatça yatıp oturabilecekleri kadar büyüklüğü olan ahşaptan yapılmış bir çeşit sıcak hava banyosudur. Genel olarak saunada sıcaklık 40 ile 90 C derece arasındadır. Hararet tavan yüksekliğinde 100 C dereceyi bulur.


Sauna nasıl çalışır ve bize ne gibi faydaları vardır?

• Sauna; kalp, dolaşım ve sinir sistemini düzenleyen bir kültür-fizik olayıdır. İnsan vücudundaki hızlı, yoğun sıcaklık artışları ve düşüşleri saunanın ana prensibini oluşturmaktadır.

• Deri tabakasının üst düzeyinde sıcaklık normalden 10° C daha fazla yükselir, aynı zamanda deri tabakasının altında sıcaklık normalden 1° C daha artar. Bu da vücuttaki hastalıklara karşı koyan madde olan antikor üretimini artırır.

• Kan damarları genişlediği için kan akışı hızlanır. Organizmamız vücut sıcaklığını deriyi soğutarak sabit tutmaya çalışır ve yoğun bir terleme ile reaksiyon verir. Deri, ölü hücrelerden temizlenerek canlanır. Yumuşak ve pürüzsüz bir yüzeye sahip olur.

• Yoğun terleme, insan vücudundaki su ve toksinlerin dengesini ayarlar. Özellikle spor yaptıktan sonra saunaya girilmesi tavsiye edilmektedir. Bunun sebebi olarak da kas ağrılarına neden olan laktik asidin terleme yoluyla atılması gösterilmektedir. Finli atletlerin mukavemet sporlarındaki başarısının saunadan kaynaklandığı düşünülmektedir. Günümüzde düzenli sauna banyoları başarılı atletlerin çalışma programlarında yer almaktadır.

• Sporcular egzersize gösterdikleri uyum sonucu terlediklerinde fazla tuz kaybetmezler; sulu terlerler. Sauna, insanın pasif durumda iken sulu terlemesini sağlar. Böylece aktif terlemede oluşan yorgunluğun tam tersine saunada terleme ile yorgunluk giderilir.

• Düzenli sauna banyoları solunum yollarının daha düzenli çalışmasına da yardımcı olmaktadır.

• Sauna banyosu kardio-vaskular sistemini ve kan basıncını olumlu yönde etkileyerek, kalbe ve bütün kardio-vaskular sistemine stressiz bir antrenman yaptırmaktadır.

• Sauna, toplam kan proteinlerinde artışa neden olur. Bu artış da dokulara daha fazla oksijenin ulaşmasını sağlar.

• Negatif iyonlar sıcak taşlara serpilen su ile havaya fışkırırlar ve aldığınız nefes ile vücudunuza girerler. Bu iyonların görevi sizi iyi ve mutlu hissetmenizi sağlamaktır. Son yıllarda keşfedilen bu etki ile dünyada farklı uygulamalar yapılmaktadır. Hatta kanserin tedavisinde bile iyon jeneratörleri kullanılmaktadır.

• Soğuk duşla tamamlanmış ve kurallarına uygun olarak yapılan sauna ziyaretlerinin yararları görüldüğü gibi çok geniş bir yelpazeye sahiptir. Sauna ile günlük yaşamın bütün stresinden ve yorgunluğundan kurtulur, yaşamdan keyif alırsınız.


• Sauna cilt güzelliğinin yanı sıra bazı bölgelerde istenmeyen yağlanma ve selülit oluşumunu engeller. Kısaca sauna vücud sağlığı ve güzelliği için mükemmel bir yoldur.



• Sauna ile metabolizmanın çalışması hızlanır ve terleme için enerji gerekeceğinden bir sauna seansında yaklaşık 300 kalori yakılmış olur . Bu miktar 3-4 km koşmakla aynı değerdedir.

• Saunada konforlu terleme olan sulu terleme sağlanır (egzersizde olduğu gibi yüksek tuz kaybı olmaz) bu sayede vücuttan kurşun, nikel, cıva gibi zararlı toksinler atılmış olur.

• Programlı sauna banyoları solunum yollarının düzenli çalışmasına yardımcı olur.

• Sauna banyosu kardio-vasküler sistemi ve kan basıncını olumlu yönde etkiler, kalbe ve tüm kardio-vasküler sisteme stressiz antrenman yaptırır.

• Akşamları yapılacak bir sauna seansı stresli günün bütün yorgunluğunu atmanızı sağlar, bu sayede derin ve rahat bir uykuya dalmanıza yardım eder.




• Saunadan hemen sonra insan kendini yeniden doğmuş gibi hisseder. Dinlendirir, bendensel ve ruhsal olarak rahatlatır ve mutlu kılar. Savunma sistemini güçlendirir, enfeksiyonları engeller. Yüksek ve düşük tansiyonda kan basıncının ayarlanmasını kolaylaştırır.

• Dış görünümdeki değişiklikler hemen fark edilir. Zayıflamaya yardımcı olur. Çeşitli fonksiyon bozukluklarında (astım, baş ağrısı, yüksek tansiyon vb.) pozitif etki yapar. Ancak saunanın etkileri doğru uygulandığında pozitif olur.

Sauna herkese farklı faydalar sağlamaktadır. Bu konuda herkesin fikir birliğine vardığı konu ise düzenli sauna kullanımının beden ve ruh sağlığına iyileştirici etkisinin olduğudur. Saunanın genel çalışma prensibi insan vücudundaki yoğun sıcaklık artış ve azalışlarına dayanır.

ELMA ÇOCUK


Bugün çok mutlu olduğum bir gün. Bir süre evvel (Kasım 2009) Elma yayınevinin yayın danışmanları arasına katıldım. Bana çocuk kitapları serisine başlayacaklarından bahsetmişlerdi. Çocuk gelişimi uzmanı olarak çocuk kitaplarını okuyup değerlendirmem isteniyordu.











Bu değerlendirmeleri tek başıma yapmıyorum. Benden başka bir çok yayın danışmanı var elma yayınevi'nde. Kitap kurdu olarak kendini tanımlayan bir insan için bundan daha güzel bir macera olamazdı. Bugün yayın evinin editörlerinden Demet Uyar'dan bir mail aldım. Hazırlanış aşamalarına şahit olduğum bir kitap nihayet basılmış ve raflardaki yerini almış. İnsanın bir kitabın içinde adını görmesi çok hoş bir duyguymuş :))))


Sevgili arkadaşlar,

Türkiye’nin dört bir yanına gidip uğur böcekleriyle birlikte okullarda,

Çocuk Esirgeme Kurumlarında ücretsiz eğitimler veren güler yüzlü Şerif Amca

şimdi sizler için bir kitap yazdı. Anlatacak hikâyeleri vardı.

Büyürken fark etmeniz gereken şeyler olduğunu biliyordu.

“Gidip de göremediğim çocuk kalmasın;

kelimelerimle, hikâyelerimle hepsine ulaşayım” dedi.

Kitabı okurken kimlerle mi tanışacaksınız? Gerçek Uğur Böcekleriyle.

Dilerseniz siz de Beyaz Uğur Böceği olabilirsiniz. Nasıl mı?

Şerif Amca’nın önerdiği iyilikleri yaparak.

Gülümseyerek büyümeniz dileğiyle…







Bu kitabı; çocuklar, çocuk gelişim uzmanları,

öğretmenler ve aileler okuyup beğendi.

Damla, Emre, Senem, Çağlar, Görkem, Pınar, Berk… Onların da her günü sizinkinden

farklı değil. Okulda, bahçede aileleriyle, arkadaşlarıyla macera dolu günler yaşıyorlar. Biten her günün ardından kendileri ve çevreleri hakkında yepyeni şeyler öğrenirken akıllarını

karıştıran sorulara cevaplar arıyorlar. Sen de bu maceraya göz kırpmak ister misin?

Çevreye, hayvanlara ve bitkilere kötü davrananlar aklını mı kaybetmiş?

Ailem gönüllüymüş, ama gönüllü ne demek?

Kardeşim çok küçük, olsun, bizimle oynasa ne olur ki? Ayağım acıyor, ya annem duyarsa?

Sokaktaki dondurmacının rengârenk dondurmaları var, ne yapmalı?

Karşıdan karşıya geçerken Çilli bebek ile hangi yolu kullanmalıyız?

Sümüklü böcek mi yemiş?

Yalan söyledim; peki, şimdi ne olacak?

Yerde para bulduk, zengin mi olduk ne?

Gülümseyerek büyümeniz dileğiyle.

8 Mayıs 2010 Cumartesi

AYIN KİTAPLARI

Pelin'in haftanın kadını köşesine özenip böyle bir başlık atasım geldi.

Dün 3 kitap sipariş ettim bu sabah elime geçtiler.
Bende sipariş ettiklerimi sizinle paylaşayım dedim.


İlki Tom Robbins'in ağaçkakan (still life with woodpecker) isimli romanı. Ayrıntı yayınlarından çıkmış aslında yeni bir kitap değil ama ben yeni keşfediyorum. Daha evvel yazarın Dur Bir Mola Ver (another roadside attraction ) isimli kitabını okumuştum. Yazış şekli ile adama aşık oldum. Yarattığı dünyalarda yaşamak istiyorum. İşin tuhaf yanı o ilk kitap aylarca kitaplığımda durmasına rağmen okumamıştım. Ta ki bir arkadaşımın kitabın 120. sayfasını oku ve yorum yap demesine kadar. Sadece orasını okumayayım ben tamamından sonra yorum yapayım, diyerek okumaya başladım. Neler kaçırmışım ! Bazı yazarların tüm kitaplarını edinmek istiyorum Tom Robbins de benim için onlardan.






Laura Esquivel den daha evvel bahsetmiştim.(yemek bloğumda)Saklı lezzetler yeni basılan bir kitap elimdeki de ilk baskısı.Yemek yapma tutkusu üzerine bir kitap.Laura Esquivel’e göre mutfak, dünyadaki karmaşanın, savaşların ve bütün acıların temelinde yatan “insanın insandan kopması” olgusu karşısında herkesi birleştirebilecek, insanın içindeki yaratıcılığı, sevgiyi ortaya koyabileceği bir ortam ve hepsinden önemlisi, kendini tanıma ve anlama çabası için en uygun yer. Bence sevdiği her şeye tutku duyan insanlar için.
İnsan, yedikleri, onları yerken kendisine eşlik edenler ve onları nasıl yediğidir. Milliyeti belirleyen doğduğumuz yer değil, çocukluğumuzda bize eşlik eden tatlar ve kokulardır.









Bu kitap Can yayınlarının Kırkmerak serisinin de ilk kitabı. Bu seriyi merak ile takip edeceğim. Bu dizinin biçimsel bakımdan önemi Can Yayınları'nın alışılagelen kitap kapağı ısrarından vaz geçmiş olması. Az şey mi? Dizinin amacı, edebiyatın, sosyolojinin, felsefenin mizahın kılavuzluğunda merak etmek, soru sormak, keşfe çıkmak...mış. Bu seriden henüz çıkmamış ama çıkacak kitaplar arasında almak istediklerimi belirledim bile :)

KİTAP KIYIMININ EVRENSEL TARİHİ / FERNANDO BÁEZ

UYGARLIĞI DEĞİŞTİREN 100 KÖPEK / SAM STALL

UYGARLIĞI DEĞİŞTİREN 100 KEDİ / SAM STALL

TADI DAMAĞIMDA / PHILIPPE DELERM

FİLOZOFLARIN SOFRASI / MICHEL ONFRAY

KAFKA’NIN ÇORBASI / MARK CRICK



Son kitabım daha evvelde bahsettiğim bir yazara Jak Deleon ait ve yine yeme içme üzerine. 100 alkolsüz kokteyl. Mutfakla alakalı kitapları seviyorum elimin altında bulunmasını,tam ihtiyacım olduğunda onlara soru sorabilmeyi seviyorum. İnternet var ne gerek var demeyin . Hala internette bulamadığım bir çok şeyi kitaplarda buluyorum. Sadece tarifler yok içinde kullanılan meyvelerin kalorilerine kadar her şey var. hangi mevsimde neler bulunur. Türkiye'de bir ''alkolsüz kokteyl'' kültürü (gıda ve beslenme bilgisinin eksikliği nedeniyle) henüz yok. Bu kitap, ülkemizde bu konuda ilk çalışma olma niteliğini taşımaktadır.

2 Days in Paris


Julie Delphy 'ye before sunset ve before sunrise filmlerinden beri bayılıyorum. Öylesine girmiştim 2 Days in Paris filmine. Gülmekten yanaklarım ağrımıştı. Ve sonunda o aşağıdaki sözleri söylerken gözlerimden yaşlar boşanıyordu. Çok konuşan bir kadın julie Delphy. Onun söylediklerini dinlemeye ve izlemeye bayılıyorum.


Birinin önce sizi çok sevip,sonra hiçbir şey hissetmiyor hale gelmesi beni hep hayrete düşürmüştür.

Bu durumda çok canım yanar. Birinin beni terk edeceğini hissedersem önce ben gidip ondan ayrılırım.


İşte alın. Bir eksik, bir fazla. Harcanmış bir aşk hikayesi daha. Bu kez gerçekten çok sevmiştim oysa.


Bittiği zaman bir daha hiç karşılaşmayacağımızı düşünmüştüm.

Evet. Bir gün bir yerde karşılaşıp birbirimize yeni sevgililerimizi tanıştıracağız.

Aramızda hiçbir şey olmamış gibi davranacağız.

Ta ki birbirimizi neredeyse tümüyle unutana dek yavaş yavaş birbirimizi daha da az hatırlayacağız.

Neredeyse...

Benim hikayem hep aynı Ayrıl, kırıl...iç, eğlen,biriyle tanış, seviş......ve o adamı unutmaya çalış. Birkaç aylık boşluğun ardından......yeniden gerçek aşkın peşinden koş.

Çaresizce her yerde aşkı ararız ve 2 yıllık yalnızlıktan sonra, bulduğumuzda bu seferkinin "O" olduğuna emin oluruz.

Ta ki o da gidene dek.


Hayatta bir an gelir ve bir ayrılık daha kaldıramayacağınızı hissedersiniz.

Ve o kişi çoğu zaman sizi kıl etse de onsuz yaşayamayacağınızı anlarsınız.

Ve o kişi her sabah yüzünüze hapşırarak sizi uyandırsa da onun hapşırıklarını,başka herhangi birinin öpücüklerinden daha çok sevebilirsiniz.

5 Mayıs 2010 Çarşamba

Gelecekteki Sevgiliye Mektup


Erkeğim,

Tüm hayatım boyunca senin gelmeni bekledim. 30'undan sonra her haltı biliyorum ben havalarına girip öğrenmeyi bırakan erkeklerden çok fena yorulmuştum. Senin gözlerinde ise bir çocuğun ışıl ışıl meraklı gözlerini görüyorum. Spor yapmak gereklilik değil, hala oyun oynamak anlamına geliyor senin için. Sanırım o yüzden bu kadar olumlu bakıyorsun dünyaya. Kanındaki seratonin miktarı sağlıklı yaşamandan geliyor olmalı.

Şimdiye kadar hep vermeyi denedim. Seninle beraber ilk kez almanın ne kadar keyifli olduğunu öğreniyorum. Beni geliştiriyorsun. Seninle birlikte iken ben de meraklı bir çocuğa dönüşüp yeni şeyler öğreniyorum. Yeni lezzetler tadıyorum. Yeni yerler görüyorum. Yeni fikirler ediniyorum.
Şimdiye kadar düşünmediğim şeyleri düşünmeme neden oluyorsun.
İlk kez bir adam düşünsel tatmin duygusunu bu denli yoğun yaşatıyor bana.
Küçük hesaplar adamı değilsin.
Dedikodu yapmazsın , kimseyi yargılamazsın.
Hayatta herkes yanlış şeyler yapar bir gün benim başıma da, senin başına da böyle şeyler gelebilir. O yüzden yargılamak yerine yanında olalım dersin.
Benim daha iyi bir insan olmamı sağlıyorsun.
Bazen çok fazla iyi niyetli olduğumda, zarar göreceğimi hissettiğinde de gözlerimi açıyorsun.
Mesafe koymam gereken insanları ayırd edemediğimde, direk 'ondan uzak dur' demiyorsun bana sorular soruyorsun. Soruların ile karşımdaki insanı anlamama yardımcı oluyorsun.
Asla emir cümleleri kurmuyorsun.
'Sen zaten hep böylesin' gibi tavırlara girmiyorsun.
Sana saygım ve hayranlığım gün geçtikçe artıyor.
Seni çok özledim çabuk gel......

Sour

4 Mayıs 2010 Salı

L'oreal Castıng Creme Gloss


Sizi bilmiyorum ama saçlarımla uğraşmaya bayılan bir insanım. Riske girerim uzun saçlarımı kısacık kestirebilirim, koyu renk saçlarımı birden turuncuya yakın bir kızıla boyayabilirim. Bazen bu işlemleri kuaföre bıraksam da kendi üzerimde deneyler yapmayı da seviyorum. L'oreal Castıng Creme Gloss bu deneyler sırasında en son denediğim saç boyası. Sonuca bayıldım.

Saçlarımı boyadığımda en sinir olduğum şey yıkanırken krem öncesi sert, keçe gibi olmasının verdiği his idi. Artık bu his yok ! Sanki saçlarımı hiç boyamamışım gibi yumuşacık. Boyamak da kolay öyle uzun dakikalar beklemek beklerken ısı vermek gibi yorucu ve zaman alıcı işlemler yok. 20 dakika sürüyor bekleme süresi.Amonyaksız olduğundan genzi yakan kokulara da elveda dedirtiyor. Turuncu görünen saçlarımı önce nar çiçeği kızılına sonra da çikolata kahvesine boyadım. Sonuçtan çok memnun kaldım renkler doğal duruyor.Saçlarım çok daha canlı ve parlak görünüyor.Kızıldan neden çikolata kahvesine geçtin derseniz Evangeline Lilly'nin yukarıdaki resimde görünen reklamını gördüm ve renk değişikliğine gittim.

Loreal ’in yeni Casting Creme Gloss saç boyası ailesi şimdiye kadar üretilmiş sıradan ürünlerin önüne geçmeyi başarıyor. Saçınıza göz alıcı ve ışıltılı bir görüntü kazandıran yeni Casting Creme Gloss ailesi patentli formülü ile yumuşaklığı da saçınızdan eksik etmiyor. Aloe vera ve yeşil çay özleri ile saçınızı kökten uca besleyen ürünler sayesinde daima baştan çıkarıcı, hoş kokan ve bakımlı saçlarınızın olacağına emin olabilirsiniz.

Saçlarınızı boyuyor veya boyamak istiyorsanız benim favorim L'oreal Castıng Creme Gloss
Related Posts with Thumbnails