20 Nisan 2010 Salı

Guinness Çılgınlığı


Biz küçükken Milliyet Kardeş'te ya da gazetelerin çocuk eklerinde çokça bahsi geçen bir şeydi Guinness Rekorları. O zamanlar belki dünyanın en büyük ya da en küçük hedeleri, en uzun süre dil çıkaran adamları, gözkapaklarıyla dünyalar kaldıran insanları ilgimizi çekiyordu ama şahsen şu an özellikle rekor kırmak için kırılan pek çok rekor ilgimi çekmiyor. Neden çeksin? Bu herhangi bir bilimsel gerçek ortaya koymak gibi bir şey değil. Bazı yetenek veya özellikler çok ilginç olabilir ama sırf rekor kırmak adına kasmak benim sevdiğim bir şey değil.

Hele hele de rekor kırmak milli gururumuz haline gelmişse. Nadiren izlediğim televizyonda karşıma sürekli ülkemizin en büyük lahmacun, en uzun bilmemne dallarında rekor kırmaya çalışması, üstelik bir raslantı sonucu fark ettiğim kadarıyla bu rekor kırma çabalarının Ortadoğu'da da yoğunlaşması beni endişelendirmeye başladı. Üstelik düşündüklerimde yalnız olmadığımı, daha doğrusu tamamen tesadüfi olarak bu rekor haberlerini görmediğimi de bir programda buna değinilmesi üzerine iyice anlamış oldum. 

Rekor kırmak adına kitap okuyormuş, şarkı söylüyormuş gibi yapmak bana tamamen ikiyüzlülük gibi geliyor. İnsanların bir araya gelip bir şeyler icra ediyor olmaları hoş bir şey olabilir. Mesela en uzun horon denemesi (belki başarılı olmuştur) bence eğlenceli ve insanları bir araya getiren bir şey. Zaten günlük hayatta da sokakta horon tepiliyor. Bu rekor denemesinde bir kendini beğenmişlik yok. Ancak çocukların da alet edildiği birbirinden saçma 'milli' denemeye o kadar kıl oluyorum ki anlatamam. İşimiz gücümüz, derdimiz tasamız kalmadı da oturup Guinness Rekorlar Kitabı'nda en çok rekor kırmış, adı en çok geçmiş millet olmaya çalışıyoruz. Zorumuz ne? Sevmediğim bir müdür aya gidemememizden yakınırdı. Adamı şimdi daha iyi anlıyorum. Tüm uzay keşfolunduktan yüz yıl sonra aya çıkıp en büyük gözleme rekoru kırarız müdürüm, söz!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails