30 Nisan 2010 Cuma

BİR SÜRÜ GİYSİM VAR AMA GİYECEK HİÇ BİR ŞEYİM YOK!



Tim Gunn's Guide to Style isimli programı kaçırmamaya çalışıyorum. Programda Project Runway moda gurusu Tim Gunn'ın moda kurbanlarını tarz sahibi giyinen kişilere dönüştürmesini büyük bir keyifle izliyorum.

Tim Gunn'ın rehberliğinde yaşanan bu değişime her kadının dolabında bulunması gereken temel malzemeler ile modaya uygun bir dolap kuruluyor.

Listede şaşırtıcı bir şey yok ve üzerine tartışabileceğimiz şeyler değil. Merak ediyorum, acaba kaç kadın bu temel malzemelerin hepsine sahip?




Tim Gunn'a Göre Her Kadının İhtiyacı Olan Temel Giysiler




1. Siyah Elbise - Bir klasik kim giyse yakışan bir renk siyah. kendi vücut tipinize ve zevkinize göre siyah bir elbise edinin. Oldukça sade ama bir o kadar da şık görünüyor.




2. Trench Coat - Yine bir klasik seksi moda giysisi.Son bahar için harika bir kurtarıcı giysi. Gossip girl kızları bu parçayı güzelce kullanmışlar.



3. Takım elbise - İlla siyah olması gerekmiyor, ama siyah oldukça şık görünen bir renk bunu da kabul etmemiz gerek. Siyah her şeye yakışan bir renk.




4. Klasik Beyaz Gömlek - Beyaz gömlek oldukça klasik bir parça ama onun ile bir çok farklı ve tarz sahibi görünmek mümkün. Size uygun sitili bulmakla başlamalısınız.




5. Jean - Herkesin en az bir çift jean pantolonu vardır. Peki herkesin üzerinde bu jeanler sahiden iyi duruyor mu. Tim Gunn 'ın tavsiyelerinden biri de üstünüze uygun bir şey bulamadığınızda en iyi olabileceği alıp terzinize götürüp üstünüze göre düzelttirin diyor. Bu tavsiyeyi geçen yıl dinlemiştim. Alt kısmının duruşu çok hoş ama beli çok bol pantolonumu terziye verdim. Tam vücuduma göre yaptı.Bu seçeneği siz de düşünebilirsiniz.




6. Ceket İçine Giyilebilecek Üstler - Ceket içine giyilebilecek şık ceketi çıkardığınızda da eğlenceli ve şık görünebilecek üstler edinin.
7. Etek - Yakım elbiselerden bahsetmiştik daha evvel. Etekleri yine şık bir siyah blazer altına giyebilirsiniz.Etek oldukça dişi bir giysi. Buna rağmen günümüzde etek ve elbiselerden çok pantolonları tercih ediyor kadınlar. Daha dişi görünmek istediğiniz durumlar için güzel bir seçenek etekler özellikle benim favorim kalem etekler .




8. Elbise - Oldukça rahat, şık, tek parça ve dişi giysiler elbiseler özellikle yazın çoğumuzun tercihi.




9. Siyah Ceket - Genelde erkeksi olduğu düşünülsede doğru bir kesim ile dişi hatları öne jıkarabilen bir giysi ceketler.Takım elbiselerinizde etekeler ve pantolonlar ,beyaz gömlek hatta jeanler ile bile rahatlıkla kullanacağınız giysilerdir. Benim tercihim siyah bele oturan kısa kesim ceketlerden yana.



10. Eşofman - Gündelik hayatta kullanmak için oldukça rahat bir tercih. Rahat bir malzemeden üretilmiş olanlarını seçin yumuşak pamuklu kumaşları tavsiye ederim.

Gördünüz mü? Hiç bir şey yeni değil,sadece temel şeyler, her durumda giyilebilecek,kullanışlı ve zamansız parçalar.

Bu liste oldukça sıkıcı görünüyor değil mi? Bir çok kadın sıkıcı bulduğu için bu listeyi uygulamıyor.

Bu listenin sıkıcı olması gerekmiyor. İşin inceliği her parçayı kendi tarzınıza uygun olarak kişiselleştirmekte. Kendi vücut tipinize uygun ürünleri seçiniz.

Programda üstünde durulan temel konulardan biri de bu ürünleri seçerken dikkat edilmesi gereken kaliteyi öğretmesi. Ben üniversitede öğrenci iken aynı zamanda Marks & Spencer da part time satış asistanlığı yapardım. Öğrendiğim en temel şey bir ürün kaliteli ise ona çok para vermekten kaçınmayın. Çok kaliteli bir ürünü uzun seneler kullanabilirsiniz. Daha ucuza aldığınız bir ürünü ise makinada ilk yıkanmasında kaybedebilirsiniz. Kalite her zaman fiyat ile orantılı değil. Bahsettiğim kalite marka seçmek değil ama kumaş kalitesini ,dikiş kalitesini ayırt etmekle ilgili.

Eğlenceli kısım başlıyor. Alışverişe çıkın! Bu listeyi kullanarak dolabınıza şekil verin. Bu kısmı hallettikten sonra ayakkabılar çantalar ve takılara geçebilirsiniz.

28 Nisan 2010 Çarşamba

PODOMETRE DE NEYMIS?

Dr.Öz yapin dedi mi yapariz:) Sevgili Sour ile konusurken bana 10.000 adim yurumen lazim dedi. E dedim nasil anlayacagim ben kac adim yurudugumu. Sour'da tavsiyeler tukenmez:) Podometre/Pedometre (internette iki sekilde de yaziliyor) gunde kac adim attiginizi size bildiren ufacik sevimli mi sevimli bir alet:)
Onbin adim yedi kilometreye denk geliyor aslinda. Yani kalkip hergun yedi kilometre yurumuyorsaniz gunluk aktivitenizi tamamlamis sayilmiyorsunuz. Gun icinde yaptiginiz hareketler de podometrede gosteriliyor tabii ki ama hicbirimiz onbin adima ulasamiyoruzdur spor yapmadan,dans etmeden, kosmadan vs...

Bakin 30 yasindan sonra kas azalmalari ve yag cogalmalari basliyor. Yani hayatinizda hic spor yapmadiysaniz dogru bir yol izlemiyorsunuz. Ustune ustluk bir de yagli yiyecekler, hamurisleri tuketiminiz fazlaysa sagliginizi tehlikeye atiyorsunuz.

Tabii ki yavas yavas insanlar sporun ve duzgun beslenmenin onemini almaya basliyor ama gene de yeterli degil. Nedense hep hastaliklarla savasmaya basladigimiz zaman spor yapmaya,sigarayi birakmaya,dengeli beslenmeye yoneliyoruz. Ya da ben yesem de kilo almiyorum bosver sporu diyenlerimiz var. Spor yapmak ve duzgun beslenmeye baslamak icin sadece goruntunuzun aynaya yansiyan kismina bakmayin.


Hareket etmek stresinizi atmaniza da faydali ayrica:) Tum gun zaten yoruluyorum gidip yatayim demenin sizi dinlendirecegini dusunuyorsunuz ama aslinda yaniliyorsunuz. Tum haftanin toksinleri,stresi, kizginligi ile yataginiza giriyorsunuz aslinda! Ne kadar uyusaniz da yorgun hissediyorsunuz belki de kendinizi. Belki de stresten kendinizi sekerli gidalara veriyorsunuz. Seker kadar organlari yoran bir besin maddesi yok hele bir de gece yiyorsaniz vucudunuz tum gece onun ogutmek icin ugrasiyor. Onun yerine atin kendinizi disariya!
Spor yapmaya baslayin! Hayatiniz degisecek!
Neden ilk hareketiniz bir podometre almak olmasin:) Haydi sayalim adimlarimizi:)

26 Nisan 2010 Pazartesi

Hedef İncelmek

Hedefinizdeki ideal kilonuz ne? Peki bu hedefinize varamamanızın en büyük nedeni ne?

1- Taze mevye ve sebze, düşük yağlı süt ürünleri,beyaz et ve balığı alışveriş listenize ekleyin.


2- Eti Browni İntense çok lezzetli peki kaç kalori farkında mısın 100gr'ı 465 kalori. Böyle minicik görünen kalori bombalarının farkına varın. Bunların kalorilerini kontrol edin.

3- Mayonez gibi çok kalorili soslar yerine,sirke,limon,az yağlı yoğurt gibi soslar kullanın.


4- Ana öğünlere ara öğünler ekleyin. O zaman çok acıkmazsınız. Kan şekeriniz ani düşüş ve yükselişler yaşamaz.

5- Cola yerine maden suyu içmeye çalışın.

6- Yemek yediğiniz tabakların boyutunu küçültün.

7- Ekmeği bırakmak 100-200 kalori diyetinizden eksiltmek demektir. İlla ekmek yemek istiyorsanız beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği veya çavdar ekmeği tercih ediniz.

8- Önce çorba yada salata yerseniz kendinizi daha çabuk doymuş hissedersiniz.


9- Sulu meyve ve sebzeleri yemeyi seçin. Fazla yeseniz bile kalori olarak ciddi bir fark yaratmazlar.



10- Günde bir elma yiyin. Yemeklerden önce yenilen bir elma yaklaşık 190 kalori daha az almanızı sağlar. Yemekten yarım saat önce yenilen elma beyninize tokluk sinyalleri yolladığı için yemek sırasında daha az yersiniz.

11- Yanınızda sağlıklı atıştırmalıklar taşıyın. Kuru meyveler,ceviz ,fındık gibi.Ara öğünleriniz bu sağlıklı atıştırmalıklar olabilir.

12-Beynin tok olduğunu anlaması yaklaşık 20 dakikayı alıyor. O yüzden yavaş yemek ve öncesinde daha hafif olan yiyecekler ile yemeğe başlamak önemli.

13- Her ana öğününüzde yaklaşık 100 gr protein tüketmeye çalışın. Proteini daha çok olan yemekler ile beslenenler daha uzun süre acıkmazlar. Aynı zamanda kilo verirken amacımız yağ dokusunu azaltırken kas dokusunu kaybetmemek hatta kas oranımızı arttırmak. Kırmızı et hiç yemeyin demiyorum ama kalp sağlığınızı düşünerek hareket edin. Ayrıca bir not daha haftada 5 öğün balık yemek cildi daha güzel yaparken gözenekleri küçültüyor.


14- Meyve suyu yerine meyva tüketmeye çalışalım. Hem lifli şeyler yeme oranımız artar hemde saf meyve suyu ile kan şekerimizi yükseltmeyiz.

15- Yemek kaşığı yerine tatlı kaşığı kullanarak yemek yer isek porsiyonlarımız bize daha büyük görünür.

16- Yemek günlüğü tutmak ne kadar yediğinizin farkına varmanızı sağlar. Zamanla yediklerinizin daha çok farkına varırsınız,özellikle de hatalarınızın.

17- Ağırlıklar ile yapılan egsersizler yapmak kasları güçlendirirken daha çok kalori yakmanızı sağlar.

18- Yemeden önce düşünün. Diyetinizi destekleyen bir şey mi yemek üzeresiniz.

19- Sabırlı olun ilk günden incelemezsiniz. Hedefiniz tartıdaki rakamlar yerine giymek isteyip içine sığamadığınız giysileriniz olsun. Bazen tartıda çok minik değişiklikler olmasına rağmen görünüşte daha büyük değişiklikler olabilir.

20- Dişlerinizi fırçalayın. Beyninize böylece yemek bitti mesajı göndermiş olursunuz.

21-Tv başından uzaklaşın. Ne kadar tv izlerseniz o kadar hareketsizsiniz. O kadar da kilo alıyorsunuz.

22- Bitki çayları deneyin hem metabolizmanız hızlanır hem de vanilya yada meyve aromalı çaylar ile tatlı duygunuzu tatmin edersiniz.



23- Tatlı krizine girdiğinizde Kakao oranı yüksek olan çikolataları tercih edin.

24- Alkolden diyet süresince uzak durun. 1 kadeh şarap yaklaşık 100,1 kadeh bira yaklaşık 250 kalori demek. Alkol olan ortamlarda bulunmanız gerektiğinde alkol yerine su veya maden suyu tercih edin.

25-Diyetinizde tuzu azaltmaya çalışın unutmayın ki tuz vücutta su tutar.

26- Bir diyet günlüğü tutmaya başlayın. my-calorie-counter.com ve foodfit.com gibi sitelerden yardım alabilirsiniz.Bu sitelerin türkçe olan muadili var mı bilmiyorum bilen varsa yazsın ekleyelim . İnternet ile işim olmaz diyen için de Dilara Koçak ın diyet günlüğü kitapçılarda satılıyor yazıyorsunuz içine ama pek ucuz bir şey değil.

27- Adım sayar kullanın. Günde en az 10.000 adım atılması gerekiyor.
Ne kadar hareketsiz olduğumu adım sayarımı aldıktan sonra anladım yarım saat yürümek 5000 adım civarı ediyor yani adım sayarınız yoksa bile günde en az bir saat yürüyün.

28- Vücut kitle endeksinizi hesaplayın. nhlbisupport.com/bmi Amacımız sıfır beden olmak değil sağlıklı kabul edilen aralıkta kalmak.

Vücut kitle endeksi kategorileri:

* zayıf = <18.5
* Normal = 18.5-24.9
* Kilolu = 25-29.9
* Obez = 30 veya daha fazla


29- Arasıra diyetinizi bozmadığınız için kendinizi ödüllendirin. Maniküre gitmek veya güzel bir kitap almak gibi şeyler hediye edin kendinize.

30- İçine giremediğiniz elbisenize girmeye çalışın ve anımsayın neden bu kadar çaba harcıyorsunuz. Amacınızı tekrar anımsayın.

23 Nisan 2010 Cuma

KENJI BİZE DE GEL (Last Life in the Universe )

Tadanobu Asano'nun oyunculuk gösterisi sunduğu, zaman zaman komik, bir cok zaman ise üzüntülü olan hoş bir tai filminden bahsedeceğim bugün size. Adı Ruang rak noi nid mahasan .


Bu filmi aklıma Ayşe ile olan bir konuşmamız getirdi. İkimizde biriken işlerimizi yapmamaktan evdeki dağınıklıklardan yakınıyorduk. Birden keşke Kenji bize gelse, bizim evi de temizlese diye düşündüğümün farkına vardım.


Filmde kahramanımız Kenji intihara meyilli lakin beceriksiz bir karakterdir. İnanılmaz titiz bir şeydir. Kendi evinde her şey inanılmaz derecede düzenlidir. Her şeyin bir yeri vardır ve temizdir.



Gelişen olaylar neticesinde evine giremez hale gelir ve başrol hatun kişimiz Noi'nin evine yerleşir. Ne kadar dağınık ve pis olsa da kendi evinden daha çok rahat etmektedir. Zamanla işlere el atmaya başlar. Ve Noi nin evini temizlemeye, bulaşıklarını ve çamaşırlarını yıkamaya başlar.


Ölmeyi başarayamayan bir adam ve yalnız kalmaktan korkan bir kadının öyküsü, yaşamı ve ölümü tiye alan bir film. Adam ölmeyi beceremez çünkü aslında hayata bağlıdır, hatta hayatta kalma mücadelesini verir. Zaten fazla takıntılı derecede olsa da, düzenli bi yaşamının olması bunu göstermektedir bizlere. Adamın her ölmeye çalıştığında başka birinin ölmesi de bunun bir göstergesi. Filmde alıntılanan "ölüm huzurdur" cümlesine rağmen, huzuru aşkta arayacaktır.



Kadın ise adama zıt bir çizgide, son derece pasaklı ve hayatından bezmiş görünümlü biridir. Film ilerledikçe iki karakter birbirine benzemeye başlar.



Filmin daha en başında üzerimize çöken ölüm ağırlığını giderek hafifleten güzellikler say say bitmiyor. Öncelikle Kenji ve Noi’nin iletişim biçimi şimdiye dek gördüklerim içinde en güzeli. Üç dilde anlaşıyorlar: ingilizce, japonca ve thai. Sürekli aynı şeylerden konuşuyorlar ama farklı yerlere varıyorlar. Zaman geliyor bu üç dil de yetmiyor ve başka bir iletişim biçimi seçip susuyorlar. İşte en güzel anlar bu susarak iletişim kurdukları anlar.



"....kertenkele uyandığında, kendisinin hayatta kalan son kertenkele olduğunu anladı.
ailesi ve bütün arkadaşları gitmişlerdi.
sevmedikleri ,okulda ona kötü davrananlar-hepsi- gitmişlerdi.
kertenkele artık yalnızdı..ailesini ve arkadaşlarını özlüyordu.
hatta düşmanlarını bile.
yalnız olmaktansa,düşmanların ile olmak daha iyidir.
aklından geçen bunlardı.
güneş doğarken düşündü...
yaşamanın ne anlamı var...
eğer konuşacak hiç kimse yoksa
eğer son kertenkele iseniz...
böyle düşünmenin hiçbir anlamı yoktu."

Kenji bize de gel, Noi'nin evi gibi ev. Temizleyecek biri lazım ...

22 Nisan 2010 Perşembe

Bu ülkede kadın olmak


Sabah saatleri, Taksim otobüsü… Yanımda genç, güzel bir kadın…
Ben yaşlarda, havalı…
Arkamızdaki koltuklarda bi çift kavruk yurdum krosu… (bu krolar durakta otobüs beklerken bana yalana yalana bakmış ve rahatsız etmişlerdi)
Oturduk, uyku sersemiyim zaten.
Taktım mp3 çaları, devam…
Sırtımda, belimde rahasız edici darbeler… (hayvanat, arka koltukta dizleriyle ön koltuğun sırtını tepeliyor yerleşmek bahanesiyle, aldırmıyorum)
Birazdan yanımdaki kız, arkaya dönerek bağırmaya başlıyor. Kulaklığı çıkartıyorum…

Arkadaşım, dizlerine sahip olur musun, rahatsız oluyorum” demiş
arkadaki hanzo da diklenmiş, terslenmiş… kKzla hırlaşmaya başlamışlar…

O esnada adamın çok dik ve “bak döverim seni” ses tonuyla kadına “aptal karı” “git başka yerde aran” “kendini mi göstermeye çalışıyorsun otobüse” diye hırladığını duydum…

Hatta bi ara kızın sırtını dayadığı ön koltuğa vurdu filan adam. Kız da (helal olsun!) çatır çatır verdi cevaplarını… Ne var ki hınca hınç dolu otobüsten yavaş yavaş memnuniyetsiz sesler yükselmeye başlamıştı…

Biz de senden rahatsız oluyoruz, kapasana çeneni
Bu ne ya car car, bi susmadı kadın”
buna benzer şeyler…

Kız dönüp herkese ayarını verdikten sonra ("size ne ya, onunla benim aramda bişey, siz niye karışıyorsunuz?" diyerek) telefonla polisi aradı. (bu arada adamı alıp arkaya oturttular)
Uzun uzun ilgili kişiye ulaşmaya çalıştıktan sonra, ilgili polisi buldu ve derdini anlattı.

Bu esnada konuşmayı dinleyen otobüs iyice dellenmişti… Kıza açık açık hırlamaya sonra bağırmaya başladılar…

Derdin ne senin be, gitti işte arkaya çocuk
Ne büyütüyosun, televizyonlara mı çıkmak senin derdin”

Kız dönüp yapıştırverdi;
Ben televizyonda çalışıyorum zaten

Ama giderek yükselen tansiyon… Of… Bir kadın avaz avaz bağırmaya başladı;
gelsin polisler, ben şahidim… çocuğun hiçbir suçu yoktu!!!”
Ardından kalabalıktan uğursuz bi gürültü yükseldi… Hepsi kıza yiyecekmiş gibi, tiksinerek bakıyorladı ve avaz avaz bağırıyordu herkes…
Kız da karşılık verirken bağırmaya başladı… 1-2 kişi kızın üstüne yürüdü hatta tehditle… Resmen bir linç başlayacaktı sanki az sonra;
Ama kız bi adım atmadı geri…

Hayretler içindeydim… Bu toplumun parçası olduğum için, bu insanlarla (üstelik kadın-erkek, genç-yaşlı, herkes!) aynı havayı soluduğum için utandım, utandım…
Kalkıp bişeyler söylemek istedim ama kız aslan gibi, panter gibi savunuyordu zaten kendini… Bir ara “siz nerden biliyosunuz, benim yanımdaki şahit işte” diye bağırırken kafa salladım sadece…

Tacizci itler E6 dan çıkar çıkmaz indiler,
sonra da polisler kesti otobüsün yolunu, kız indi, arkasından herkes küfür, kıyamet… Kızı polislere bırakıp yola devam etti otobüs…
Müteakip 10 dakika boyunca herkes ama herkes bir ağızdan kızı kötüledi otobüste, aşağıladı, küfretti arkasından…

Dayanamadım artık 10 dakika sonra yavaşça ayağa kalktım… Herkese baktım öylece…

Gayr ı ihtiyari susup bana döndü tüm otobüs;

O kadın gerçekten tacize uğradı” dedim teker teker hepsinin yüzüne bakarak, sakince… tık çıkmıyordu…
“O koruduğunuz adamlar, ta otobüs durağındayken beni de taciz etmişlerdi. otobüse bindikten sonra da o kızı ettiler… haklıydı o” dedim

Bundan sonra lütfen tam bilmediğiniz şeyleri yargılamayın” deyip bıkkınlıkla indim otobüsten…
Hala kimseden tık çıkmıyordu…

Utandım… Ne diyeyim ki…
Kadınlı erkekli bi güruhun, resmen modern bir “vurun kahpeye” temsiline şahit oldum bugün…

….

Bu ülkeden bazen gerçekten çok fazla nefret ediyorum

ZAYIFLAMA ÇILGINLIĞI NEREYE KADAR?



Benim için ideal kadın Monicca Bellucci. Orantısı ile yürüyüşü ile hali ile tavrı ile kadın kelimesinin hakkını veriyor. En çok beğendiğim yeri vücudunun kıvrımları. Zayıf bir kadın değil,şişman da değil.




Göğüsleri dolgun, beli ince, kalçası geniş bir kadın. Anlayamıyorum insanların (artık bu çılgınlığın kadını erkeği yok!) aşırı zayıf olma isteğini.Bence güzellik öncelikle sağlıklı olmaktır. Sağlıklı bir beden güzel gelir.Işıldar.Pozitif enerji yayar.



Geçen hafta bir arkadaşım ile konuşuyordum çevresindeki insanların bitkisel denilen bir ürün kullandığını delice susadııklarını ve zayıfladıklarını anlattı. Bende merak ettim nedir bu bitkisel şey. Ne insana çılgınlar gibi kilo verdirir hilesi nedir bunun ?


İşin tuhafı öyle cahil insanlar kullanmış diyeceğimiz bir şey değil gayet eğitimli aklı başında diye düşünülen insanlar bunu kullanıyor. Nasıl bir toplumsal baskı var üzerimizde sıfır beden olmak üzerine. Artık erkeklerin bile çekicilik algısı değişmiş kalçası daha dar kadınları beğenir hale geliyorlar.

Bu ilaçlar (ilaç denilebilinir mi acaba ilaçlar iyi eder bu şeyler fena...) sağlık bakanlığından onaylı değiller. Bitkisel besin desteği adı altında getiriliyor Çinden. Tarım bakanlığı onay veriyor.



Bu ürünü kullanan eczacı bir arkadaşım ile konuştum. Anlattıklarını size aktarmak istiyorum. Özellikle bugün televizyonlarda ve gazetelerde aynı habere gözüm çarpınca yazma gereği duydum. Haberde bir genç kızın bu zayıflayacağım diye kullandığı ürünler yüzünden 24 yaşında öldüğü söyleniyordu. Habere buradan erişebilirsiniz.


Kaç kilosunda bunu kullandın kardeş ?

Şu anda 98 oldum, ancak kullanmanızı kesinlikle tavsiye etmem, çok zararlı yan etkileri var.

Sen neden kullandın ve etkileri neler oldu ?

İşin traji komik tarafı ben de eczacıyım, birader doktor o kullanmış bana tavsiye etti. O zaman eczanelerde satışı başlamamıştı. Biz Çin'den getirttik. Literatür taraması yaptığım zaman gerçektende meksika biberi tohumunun metabolizma hızlandırıcı ve yağ yakıcı özelliği olduğunu gördüm ve kullanabilirim diye düşündüm.

İlaç geldi. Kullanmaya başlayınca aşırı ağız kuruluğu, uykusuzluk, aşırı idrara çıkma ve su kaybı, öfosri gibi etkileri görmeye başladım. Daha önce sibutramin( reductil) ve metamfetamin kullanmıştım. O nedenle bu yan etkileri çok iyi tanıyorum. Bende biraz inatlıkta var ilacın çok şiddetli iştah kesme özelliği ile birleşince 8 gün hiç birşey yemedim. Sadece su, şekersiz çay ve kahve, maden suyu içerek açlık diyeti yaptım. 7 kilo birden verdim. Bana kalsa açlık diyetini 20-25 gün hatta belki daha fazla yapacaktım ancak bizim hanım isyan çıkardı ve sonlandırmak zorunda kaldım. İlacı devam ettirdim. 15 gün sonunda 8 kilo verdim. Ancak söylediğim gibi ben meslekten ve daha önce kullandığım ilaçlardan, beklenen yan etkileri ve sağlığım üzerinde yaratacağı riskleri biliyorum. Bu riskler hipertansiyon ve kalp damar sistemi problemleri. Bu yönden kendimi ilaç kullandığım sürece takip ettim ve risk oranını düşük tutmaya dikkat ettim. Meslekten olmayan birisinin bunu yapması çok zor. Bu nedenle kimseye tavsiye etmiyorum. O nedenle kesinlikle bu ilacı kullanmayın derim. yardımcı olabildi isem ne mutlu.

İştah kesiyor diye mi bişey yemediniz ? Bunu anlayamıyorum yemek en büyük zevkim :)

Bende yemeği çok seviyorum ancak bu nedenle kilomda bazen böyle başını alıp gidiyor. Açlık rejimi bilimsel fakat çok dikkatli uygulanması gereken ve çok zor bir rejimdir. Bu rejimde bu tip anoroksijenik ilaçlar çok yardımcı olur. Bu nedenle kullandım.

Yani bu ilacın tek olayı iştah kesmesi mi ? İlaç dedim ama ilaç denmez maddenin olayı?

İlacın etkisi iştah kesmek ve metabolizmayı hızlandırmak ancak bunu yaparken seratonin üzerinden gittiği için problem var.

Etki mekanizmasını anlamaya çalışıyorum. Seratonin etkisinden gidince ne oluyor ve metabolizmayı nasıl hızlandırıyor ?

Seratonin normalde mutluluk hormonu diye adlandırılır ve herkes bunun artmasının iyi bir şey olduğu fikrine sahiptir Ancak bunu doğal olmayan yollardan artırmak, yıkımından sonra ani seviye düşüşü çok ciddi yan etkiler yapar.

Bunlardan bizim konumuz olan kalp damar sistemi üzerine olan etkisidir. Seratonin seviyesindeki oynamalar damarlarda özellikle kalp damarlarında ani kasılmalara yol açtığı için hipertansiyon hastalarında ve kalp damarlarında problem olan kişilerde kalp krizi ve beyin kanaması riskini arttırır. Seratonin seviyesinin artması metabolizma hızınızıda arttıracaktır. Aşık olunca coşmanızın, yerinde duramamanızın sebebi de biyolojik olarak böyle açıklanabilir.:)) Özetle seratoninimiz artsın ama bu kimyasal bir uyarı ile değil doğal yollarla olsun. Yani yavaş yavaş yükselsin yavaş yavaş düşsün. Biyokimya kitabı gibi oldu ama inşallah ne demek istediğimi anlatabilmişimdir. ayrıca (bkz: metamfetamin) (bkz: sibutramin) daha iyi anlamanıza yardımcı olabilir.


Anlıyorum ,kilo vermek istiyorsam en kolay yöntem aşık olacam :p

Asıl fena olanı anladım sanırım serotoninin ani düşüşü sanırım uçurumdan yuvarlanmak gibi bir etki yapacak. Yükseliş hoş olsa da düşüş can yakıcı olacak doğru mu anlamışım?

Peki bırakınca ne oldu hemen vücut normale dönebildi mi ?



Çok doğru anlamışsın. Bu tip maddeler yani amfetamin ve türevlerinin narkotik olarak sınıflandırılmasının ve yasaklanmasının sebebi de bu işte. Ecstasy, crack,kristal falan denilenler hep amfetamin türevleri. Kullanınca süper, enerjik oluyorsun, hiperaktif oluyorsun, coşuyorsun, tavanlara zıplıyorsun vs. ama ilacın etkisi geçince ani bir çöküş yaşıyorsun, depresif etkiler ortaya çıkıyor, yoksunluk belirtileri intihara kadar götürüyor yada tekrar ilaç alıyorsun. Buna amfetamin tipi bağımlılık diyoruz. Zamanla dozajı yükseltmen gerekiyor çünkü tüm hormon ve nörotransmitterlerin en kötü özelliği uyarı seviyelerinin gittikçe yükselmesi. Doz arttırdıkça kardiyovasküler yan etkilerin görülme olasılığı daha da çok artıyor.

Yani amfetamini kullanmazsan intihar ediyorsun, kullanırsan kalp krizi veya beyin kanamasından ölüyorsun. İşte böyle bir şey bu narkotikler. eroin vb. opoid'ler içinde benzer etkiler geçerli. Seratonin, endorfin, dopamin hem çok iyi hemde çok kötü. Dengeyi bulmak çok zor.

Ben ilacı kullandıktan 2 gün sonra içeriğinde metamfetamin ve sibutramin olduğunu tahmin ettim. bunların etki ve yan etkilerini iyi bildiğim için kontrollü kullandım ve limite ulaştığımı anladığım anda dozu düşürerek adım adım kullanmayı bıraktım. Vücut bir kaç gün içinde normale dönüyor ama sizin psikolojinizi buna ayarlamanız gerekiyor. O zaman sorun yaşamazsınız ama bunu da herkes yapamayabilir. Çünkü sosyal baskı unsuru olan kilo ve rejim tutkusu ilacın buna olan çok aşırı katkısı ile birleşince diyet manyaklığı denen olaya yol açıyor ve biraz daha kilo vereyim derken ipin ucunu kaçırıyorsunuz.


Şimdi anlamış mıyım kontrol edelim. Bağımlılık yapıcı bir şey bu. Bağımlılık yaptığı içinde kullanmak istiyor insanlar

Çok doğru anlamışsın:))

Sohbet güzeldi yardımı da oldu. Belki blogda bunu yazarım. Diyet çılgınlığı zamanı
:))


Keşke çılgınlık olsa manyaklık bu manyaklık. Sen benim hastaları bazılarını görsen anlarsın ne demek istediğimi, hanım kızın boyu 170, kilosu 54 gelip ağlıyor ben bu kiloları nasıl verecem diye. Bunun adı çılgınlık mı sence?



Sizi bilmiyorum ama benim gözüm korktu. Sağlık bakanlığı onayı olmayan hiç bir ilacı kullanmayın. Kullanacağınız ilaçlar içinde uzmanından tavsiye alın. Vücuda giren her şey bir etki yapıyor.

Asıl amacınız sağlıklı olmak olsun. Ruhen ve bedenen sağlıklı olmak.

Buradan bu ürünlerin yurda girmesini sağlayan ve bu kadar kolay bulunabilmesine yol açan mekanizmaya nefretimi belirtmek istiyorum. Bitkisel ilaç, zayıflama ilacı , diyerek insanların uyuşturucu ile tanışmasına neden olunması engellenmeli. Bu gelişmeleri savcılıklar suç duyurusu olarak kabul etmeli.

20 Nisan 2010 Salı

Guinness Çılgınlığı


Biz küçükken Milliyet Kardeş'te ya da gazetelerin çocuk eklerinde çokça bahsi geçen bir şeydi Guinness Rekorları. O zamanlar belki dünyanın en büyük ya da en küçük hedeleri, en uzun süre dil çıkaran adamları, gözkapaklarıyla dünyalar kaldıran insanları ilgimizi çekiyordu ama şahsen şu an özellikle rekor kırmak için kırılan pek çok rekor ilgimi çekmiyor. Neden çeksin? Bu herhangi bir bilimsel gerçek ortaya koymak gibi bir şey değil. Bazı yetenek veya özellikler çok ilginç olabilir ama sırf rekor kırmak adına kasmak benim sevdiğim bir şey değil.

Hele hele de rekor kırmak milli gururumuz haline gelmişse. Nadiren izlediğim televizyonda karşıma sürekli ülkemizin en büyük lahmacun, en uzun bilmemne dallarında rekor kırmaya çalışması, üstelik bir raslantı sonucu fark ettiğim kadarıyla bu rekor kırma çabalarının Ortadoğu'da da yoğunlaşması beni endişelendirmeye başladı. Üstelik düşündüklerimde yalnız olmadığımı, daha doğrusu tamamen tesadüfi olarak bu rekor haberlerini görmediğimi de bir programda buna değinilmesi üzerine iyice anlamış oldum. 

Rekor kırmak adına kitap okuyormuş, şarkı söylüyormuş gibi yapmak bana tamamen ikiyüzlülük gibi geliyor. İnsanların bir araya gelip bir şeyler icra ediyor olmaları hoş bir şey olabilir. Mesela en uzun horon denemesi (belki başarılı olmuştur) bence eğlenceli ve insanları bir araya getiren bir şey. Zaten günlük hayatta da sokakta horon tepiliyor. Bu rekor denemesinde bir kendini beğenmişlik yok. Ancak çocukların da alet edildiği birbirinden saçma 'milli' denemeye o kadar kıl oluyorum ki anlatamam. İşimiz gücümüz, derdimiz tasamız kalmadı da oturup Guinness Rekorlar Kitabı'nda en çok rekor kırmış, adı en çok geçmiş millet olmaya çalışıyoruz. Zorumuz ne? Sevmediğim bir müdür aya gidemememizden yakınırdı. Adamı şimdi daha iyi anlıyorum. Tüm uzay keşfolunduktan yüz yıl sonra aya çıkıp en büyük gözleme rekoru kırarız müdürüm, söz!

17 Nisan 2010 Cumartesi

BİR SAVAŞ HİKAYESİ



Dün akşam şahane bir tiyatro oyununa gittim. Bir kaç ay olmuştu tiyatroya gitmeyeli. Dün Ferhat aradı ve fazla biletim var bu akşam için oyuna gelmek ister misin dedi. Uzun zamandır görüşememiştik iyi bir fırsat olur diyerek kabul ettim.Hangi oyuna gideceğimizi bile bilmiyordum. İyi ki beni davet etmiş, iyi ki bu oyunu izleme şansım olmuş dedim tiyatrodan çıkar iken.

Amerikalı Yazar Jeanne Beckwith’in yazdığı, Esra Ege’nin Türkçe’ye çevirdiği oyunu, Aclan Büyüktürkoğlu yönetiyor.

Oyunda, askeri bir üstte kendi ordu mensuplarının üzerine ateş açmaya başlayan askeri doktor ile sonrasında gelişen olaylar anlatılıyor.

Oyun insanların, ’’Ne kadar çok kandırıldığı’’, ’’Güler yüzün her zaman doğru yüzü göstermediği’’, ’’Kavgaların çatışmaların arkasında kimlerin ne tür beklentileri bulunduğu’’ gibi konu başlıkları içeriyor.


Şinasi sahnesinde pek çok oyun izledim. Düne kadar bu kadar iyi kullanılmamış idi sahne.Oyunda sinema efektlerini tiyatronun olanakları dahilinde kullanılmış. Neredeyse bir savaş veya çatışma ortasında kaldığım hissine kapıldım.Sadece kısa bir sahnede bir sinema salonunun dışını görüyoruz, bunun dışında hep iç mekan. Dekor ve efektler şinasi sahnesinde gördüğüm en iyi çalışma idi.



Çok deneyimli, işlerini iyi yapan bir kadro var oyunda.Dekor tasarımı Murat Gülmez, kostüm tasarımı Gülümser Erigür, Işık tasarımı Mehmet Yaşayan imzasını taşıyan oyunda, Ahmet Türkoğlu, Aylin Gürsoy Ariöz, Bahadır Karasu, Cahit Öztüfekçi, Koray Karaca, Mithat Erdemli, Savaş Tamer, Seda Oksal, Eren Oray, Şahap Sayılgan, Berna Yılmaztürk, Bora Godri, Burcu Özcan, Burcu Petekkaya, Emrah Çakıl, Emrah Ersoy, Eray Çelik, Ezgi Can, Gökhan Korkusuz, Gökhan Yılmazer, Hüseyin Ataseven, Mithat Abacı, Murat Özdemir, Nihal Erdoğan, Özge Korgun, Özlen Tamer, Sine Zeynep Eteke, Tamer Yurtbaşı, Umut Kılınç, Yaseri Şahbudak rol alıyor.

15 Nisan 2010 Perşembe

‘Cinsel Politika’ derslerine buyurun!

Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali cinsel politikaya da giriyor.



T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’ ve Başbakanlık Tanıtma Fonu’nun katkılarıyla düzenlenen 13. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, 6-13 Mayıs 2010 tarihleri arasında Ankara’da gerçekleşecek.

13. yaşını “Kötülük” temasıyla kutlayan Festival’in programında bu sene de cinsel politikayı tartışan, tartıştıran filmler gösterilecek. Kadın yönetmenlerin gözünden kadın arzusu ve cinselliğinin nasıl politikleştiğini örnekleyen bu filmler, yaygın sinemada kadın bedenini kurbanlaştıran, nesneleştiren ve mağdura dönüştüren anlayışı sorgularken, bunu sansür nedeni sayan ahlakçılığı da deşifre ediyor.

11 sene sonra bile rahatsız edici
Sinema tarihinin en rahatsız edici kadın yönetmeni Catherine Breillat’nın 1996 tarihli klasiği Kusursuz Aşk (Perfect Love) yıllar sonra bir kez daha cinselliğin kışkırtıcı sınırlarına davet ediyor seyircisini. Kadın-erkek ilişkisindeki dengeleri sorgulayan film, erkeğin isteklerine itaat etmeyen Frédérique’i filmin merkezine alıyor ve “romantik aşk” klişesinin ardındakı acımasız ve yaralayıcı olayları masaya yatırıyor. Fransa’da verilen Acteurs à l'Écran Ödülleri’nde “en iyi kadın oyuncu” seçilen Isabelle Renauld’nun kışkırtıcı performansıyla 11 sene sonra bile izlemesi pek de kolay olmayan film, sabrı olan izleyiciye bugüne dek görmediği bir aşk hikayesi vaat ediyor.

‘Düz Beni’ sansürsüz kopyayla
Bu sene Festival’in en tartışma yaratacak filmlerinden biri olan Düz Beni (Fuck Me, 2000) toplumla son bağlantılarını tecavüze uğradıktan sonra koparan iki kadının birlikte çıktıkları, dönüşü olmayan bir yolculuğu anlatıyor. Virginie Despentes’in aynı adlı romanından uyarlanan ve yazarın Coralie Trin Thi’yle birlikte yönettiği bu tecavüz-intikam filmi, bilinçli olarak porno estetiğini kullanıyor ve iki kadının kendilerini dışlayan, aşağılayan erkekler karşısında yitirdikleri güçlerini yeniden kazanmalarını vurucu bir sinema diliyle seyirciye sunuyor. 'Sinemada seks ve şiddet' bağlamında çoktan antolojilere geçen film, gösterime girdiğinde Fransa’da olay yaratmış, önce '16 yaşından küçükler izleyemez' kaydıyla denetimden geçerek ticari gösterime girmiş ancak aşırı sağcı bir sivil toplum örgütü üyelerinin toplu dilekçesi üzerine mahkeme kararıyla porno filmlere verilen ‘X-reytingine’ maruz bırakılmıştı.

Kadın cinselliği canlanıyor
Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin “Retrospektif” bölümünün konuğu Signe Baumane’nin filmleri de cinsel politikaya canlandırma sinemasıyla katkıda bulunuyor. Letonyalı yönetmen Baumane’nin kocasından göremediği ilgiyi elektrikli süpürgede bulan bir kadını anlattığı Natasha (Natasha, 2001), kadın-erkek cinselliğini alaya aldığı bol ödüllü kısa serisi Memenin Zaferi (Teat Beat of Sex, 2008) Festival’de gösterilecek filmlerden bazıları…

‘Tek gecelik’ ilişkide sınır nedir?
Festivalin “Belgeseller” bölümünde yer alan Nancy Schwartzman imzalı Tek Gecelik (The Line, 2009) ise tek gecelik ilişkilerde sınırın ne olduğunu sorgulayan çarpıcı bir film. Yönetmenin yaşadığı tecavüzden yola çıkarak çektiği film, tecavüz mağdurları, seks işçileri, hukukçular, sivil toplum gönüllüleriyle yapılmış söyleşilerin yanı sıra saldırganların görüşlerine de yer veriyor. Özellikle Schwartzman’ın kendi saldırganıyla yaptığı görüşmeyle doruğa çıkan film, yargılamadan erkek seyircinin davranışlarını sorgulamasını da sağlıyor. Tek Gecelik’in gösterimi sonrasında Nancy Schwartzman beden politikaları üzerine bir atölye çalışması yapacak.


http://www.ucansupurge.org

14 Nisan 2010 Çarşamba

Mary and Max

Ülkemizde gösterime girmediğini tahmin ettiğim, daha doğrusu araştırmalarım sonucunda girmediğini gördüğüm bir animasyonu heyecanla önermek istiyorum.

Mary and Max Avustralya yapımı bir stopmotion ve aynı zamanda da bir claymotion. Kilden, hamurdan iki kahraman Mary ve Max. Hikayenin detaylarına inip de seyir keyfinizi kaçırmak istemem. "Büyüklere animasyoooon" sevenleriniz için gerçek, acımasız, ayrımcı dünyaya dokundurmalarıyla ideal bir film. Her kelimesi dinlendiğinde sezilen ince alaylar, akıllı göndermeler, kısacası zeki esprileri ve şahane hatta alışılmadık görselleri ve gidişatı nedeniyle sevebileceğiniz bir film.

Çok kere Mary ya da Max'in yerinde olmak isterken buluyorsunuz kendinizi.

Tatil Sonrası Okula Başlar Gibi

Cuma günü sanki güzel bir tatilden sonra okula dönecekmişim gibi bir hisle bir şirkete denemeye gideceğim. Hatta bildiğim bir okula değil de ilk kez gideceğim, ayaklarımın geri geri gitmesine sebep olacak bir deneme.

İsmini buradan vermeyeyim, çünkü çok da olumlu sonuçlar doğmayacağını düşünerek gidiyorum.

Son bir aylık zamana ne ara dört farklı şirketin on görüşmesini, annemin ameliyatını sığdırdım bilmiyorum.  Reddettiğim (ben başvurmamıştım) ya da henüz cevap alamasam da reddedildiğim işler oldu.  Zaman çok çabuk geçmiş.

İnsan kaynakları zebanilerinin bu satırları okumaları pahasına yazacağım. Bazı görüşmelere sadece şirketleri, sektörleri tanımak için gidiyorum. Yani aslında tamamen kendi hayat tecrübem ve bilgi isteğim için. İnsanların belli yerlerde nasıl düşünüp davrandıklarını ve çalışma koşullarını görmek için. İsteyerek gittiğim görüşmelerin genelde sonuncusunda karşıma üssüm olacak bir kadın dikiyorlar. Daha ilk anda bana pek de sempatik olmayan gözlerle bakarak, aslında hepsinin cevabını verdiğim sorular soruyor, en sonunda da aslında sebebini artık çok iyi kavradığım pek çok anlamsız yorumdan sonra "Sen burada sıkılırsın." yaftasını yapıştırıyorlar. Artık koymuyor. Gülüyorum. İnsanların tutarsızlıklarına (o zaman son görüşmeye kadar neden çağırdın?), bazen bazı şeyleri onlardan iyi bilen veya bilebilme ihtimali olan insanlara nasıl da ayağı kaydırılması gereken rakipler gözüyle bakmalarına, iş dünyasının pislik ve rutinlerine kendileri gibi uymayacak ruhlara içten içe imrenmelerine rağmen birer cüzzamlı gibi bakmalarına ve kadınların irrasyonel kıskançlıklarına. (Kıskançlığın rasyoneli olabiliyor belli ki. Peh!)




Cuma günü işsiz geçirmeyi göze aldığım sürenin biteceği anlamına gelmiyor. Sadece bana değer verip ben bakmadan beni bir işe layık gören bir şirkete biraz da ısrarlarından dolayı bir günlük bir zaman ayırıyorum. Onları anlayabilmek için. Onlarca şeye ayırdığımız saçma zamanlardan belki de daha farklı değil. Adını vermediğim bu şirket bazen insanlara iş buluyormuş gibi gözüküyor. Belki de sizi de aradılar ve sevindiniz. Size uygun bir ilana sahipti bir müşteri şirket. Oysa durum öyle değil. Şirketler bu tip kariyer danışmanlık şirketlerinin bazılarıyla yaptıkları anlaşmalarla ilan parası değil de bulunan adayın şirket tarafından kabul görmesi halinde adayın yıllık maaşından yıllık % 20'leri dahi bulabilen komisyonlar alıyorlar. Bu demek oluyor ki aslında şirketin kendi insan kaynakları vasıtasıyla işe girseydiniz o zaman belki de daha yüksek bir maaş talep etme hakkınız olacaktı ve danışmanlık şirketine verilecek yüzde nedeniyle bu mümkün olmadı. Tabii bazı şirketler danışmanlık şirketlerine vereceklerini göze alıp size hakkaniyetli bir maaş da verebilirler, ancak yine de çoğunlukla durumun böyle olmadığı açık. Herhangi bir kariyer sitesine ilan ücreti verip işi kendi insan kaynaklarıyla çözmeleri maaş talebinizin gerçekleştirilmesini daha olası kılıyor.

Ne yapalım, "acımasız iş dünyası" diyor, işlerini severek yapmayan herkesin en kısa zamanda hayal ettikleri işleri yapmalarını diliyorum.

Yazı yazmak, sonuçlarını beklediğim bazı çeviri işleri bana inanılmaz keyif veriyor. Hayatımı sağlayabileğim şeylerin sevmediğim işlerden değil de sevdiklerimden olmasını istediğim için eğitimim ve göreceli çok (yaşıma göre) deneyimimi hiçe sayarak bir yola baş koydum. Eğer iki ay süre daha hayal ettiğim gibi bir iş veya şirket çıkmazsa o zaman bir de sinema ya da bilişsel bilim okuyup yazar ya da akademisyen olmayı planlıyorum. Bir yedek plan gibi düşünmeyin. Maalesef birkaç alana ve işe eşite yakın derecede tutkum var. O sebeple.

13 Nisan 2010 Salı

YENİ KİTAPLARIM GELDİ


İnternetten alışveriş yapan ve yapmayı seven biriyim. Kitaplarımıda genelde internetten sipariş veriyorum bu iş için kullandığım iki site var. www.idefix.com ve www.kitapyurdu.com .

Gün içinde bir çağrışımdan diğer çağrışıma sıçrarken bazen bir kelime sizi bir kitaba götürüyor. Bende almak istediğim kitapları ekliyorum satın almak istediklerim listeme.Bir nedenden merak ediyorum bir kitabı eğer o an o listeye atmazsam almak istediğimi unutabiliyorum. Almak istediğim 84 tane kitap listede bekliyor.

En son bu gördüğünüz üç kitabı sipariş ettim. Ve nihayet kendilerine kavuştum. Sizleri bilmiyorum ama ne kadar büyürsem büyüyeyim çocuk kitaplarını hala çok seviyorum.

Sefarat yahudilerinden masallar da merak ettiğim bir çocuk kitabı idi önce kendim okuyup sonra 4,5 yaşındaki yeğenim damlaya vereceğim. Can çocuk yayınlarından çıkmış.

Sefaradlar; Katolik Krallar, Kastilyalı İsabella ve Aragonlu Ferdinand tarafından 1492’de İspanya’dan sürülen Yahudilerin soyundan gelirler. Bu sürgün sonrası Portekiz’e, Kuzey Afrika’ya, Kuzey Avrupa’ya, İtalya’ya , Avusturya’ya, Mısır’a ve Filistin’e dağılırlar. Elbette kendi kültürleri ile yerleştikleri bölgelerin kültürlerini birbirleriyle harmanlarlar. Dünyanın birbirinden ayrı bölgelerine yerleştikleri için bugünün Sefaradları belki de en zengin kültürel çeşitliliğe sahip toplulukları arasındadır. Kendisi de Sefarad bir geçmişe sahip olan Pfister - Mesavage, İsviçreli baba ve New Yorklu annenin etkisiyle üç ayrı kültürden beslenmiştir. Avrupa seyahatleri sırasında Sefarad kültürüyle tanışır ve bu yönde çalışmaya başlar. İşte bu kültürel çalışmaların ürünü Sefarad Yahudilerinden Masallar. Masalların geneline baktığımız zaman hepsi bambaşka bir olayı anlatsa da, hepsinin ortak noktası kahramanların keskin zekası! Her ne kadar başka insanlar, topluluklar tarafından yazılmış olsalar da masallar; tüm insanlığın ortak mirasıdır. Bunun güzel örneklerinden birisi Sefarad Yahudilerinden Masallar.

[Sefarad Yahudilerinden Masallar / Vanessa Pfister - Mesavage / Çev.: Feyza Zaim / Can Yayınları / Çocuk]



Kadın beyni kitabını Evrim'in Eyüp Can ın yazdığı bir makaleye link vermesi sonucunda merak ettim. Ve hemen okumaya başladım. Okudukça ilgimi çeken yerleri sizler ile paylaşırım şimdilik kısaca örnek verirsek kitapta diyorki ;

Kadın beyninde erkeklere oranla daha fazla ayna nöron'u bulunur. Bu sayede yüz ifadelerini okuma, ses tonlarını yorumlama ve duygusal degisimleri farketme konusunda uzmanlasmislardır.

-Ayrıca kadınlardaki yüksek östrogen salgısı, beyindeki içgüdü gelişimini arttıran bir faktördür.

-Erkekler duygusal deneyimler esnasında beyinlerinin tek tarafını kullanirken, kadınlar iki tarafını da kullanırlar.

-Kadınlar duygusal olaylar konusunda çok hassas ve detayları hatırlamada çok güçlüdürler. Erkekler ise; seks, öfke ve tehdit durumları dışında, duygusal olayları hatırlamada zayıftırlar.

-Kadınların endişe durumu erkeklere oranla 4 kat daha fazladır.


[KADIN BEYNİ /Dr. Louann Brizendine/ Çeviren: Zeynep Heyzen Ateş/ Kelebek Yayınevi]




Sebahat bundan bir iki ay evvel bana Nermin Bezmen'in Kurt Seyt ve Shura isimli kitabını önermişti. Tesadüfen denk geldim ve aldım kitabı (bu defa ki internet siparişi değildi) Öyle akıcıydı ki sanırım 3 günde bitirdim. Çarlık rejiminin yıkılması ve sonrasında İstanbul'a sığınan Ruslar ve Kırım Türklerini anlatıyordu roman geri planında. O ara kitapta olan bahsi geçen yemekleri yapıp ,müzikleri bulup arkadaşlarım ile bir rus gecesi yaşamak istemiştim.Detayları www.caylakasci.com da bulabilirsiniz .


O dönem helen insanları ve yaşadıklarını merak etmiştim o yüzden satın almak istediğim kitaplar listeme eklemiştim Beyoğlunda beyaz ruslar kitabını. Henüz okumaya başlamadım şöyle bir gözgezdirdim. Arka sayfada bulunan fotoğraflara baktım dönemi hayal ettim.

1917 Rus Devrimi'nden Türkiye'ye kaçan, Çarın ordusuna mensup generallerin, askerlerin ve onların ailelerinin yani Beyaz Rusların, Beyoğlu'nda verdikleri yaşam savaşının anlatıldığı bu eser, Jak Deleon'un araştırmaları sonucu yazdığı önemli ve zevkli bir anı araştırma.

Jak Deleon'un yengesi Nataşa'nın anıları döneme ışık tutuyor. Yakın tarihimizden tanıdığımız ve hatırladığımız (Yalı Restaurant - Todori ve Madam Taskin) Madam Taskin gerçekte bir baronesmiş. Barones Valentin Taskin.

Daha nice soylunun gazinolarda kibrit satarak, piyano çalarak, bale yaparak, hastabakıcılık yaparak yaşam savaşı verirken, votkadan ve eğlenceden vazgeçmeyerek Beyoğlu'na eğlenceyi getirmelerinin öykülerini dinlerken çok eski Rus müziklerinin coşkusunu yaşayacaksınız.

Yazar Jak Delon, kaleme aldığı “Beyoğlu’nda Beyaz Ruslar” adlı eserinde Türkiye’ye kaçan Beyaz Rusların hayatını anlatırken, o dönemleri yaşayanların anılarına da yer veriyor. Eserde bir Beyaz Rus,Türkiye’yi seçme nedenlerini, “Rusya’dan kaçarken hep şunları düşündük: İspanyol engizisyonundan kaçan Yahudilere kapılarına açan tek ülke olan Türkiye, 1920’lerde bizi de geri çevirmeyecektir” sözleriyle özetliyor.

1905 yılında Çarlık Rusyası’ndaki meşrutiyet devrimi sırasında, ülkelerinden kaçmak zorunda kalan 30 bine yakın Rus’un da Türkiye’ye sığınarak hayatlarını kurtarabildikleri tarihi kaynaklarda yer alıyor.

[Beyoğlu’nda Beyaz Ruslar /Jak Delon/Remzi Kitabevi]
Related Posts with Thumbnails