Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mart, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yurtdışından gelene sipariş vermek

"Süper birşey buldum! Tam da istediğim gibi! İnternetten baktım, fiyatı da çok uygun! Ama Türkiye'de... Neredeyse 3-4 katı! Keşke yakınlarda Amerika'dan dönen birisi olsa da gelirken getirse.."

Bu hikayeyi ben çok duydum çevremden, eminim siz de benzer durumlarda kalmışsınızdır. Yurtdışından gelen kişiye sipariş vermek ülkemizin en sık rastlanan tasarruf yöntemlerinden biri olmuştur :)

Biz de bu fikirlerden yola çıktık ve T. en sonunda Yugidi'yi kurdu. Yurtdışından gelenler ve sipariş vermek isteyenleri birleştiren bir site! Site tamamen gönüllülük üzerine, yani ticari bir durum yok.. Varsa da gelen ve sipariş veren arasında, sitenin bu işe karışmak gibi bir niyeti henüz yok..

Türkiye'ye elektronik, parfüm, makyaj malzemesi, spor ekipmanları getirmek, Yurtdışında yaşayan Türklere de simit, rakı, çiğ köfte, tel kadayıf temin etmek için kişileri buluşturmak, bu arada bu neşeye ve keyfe ortak olmak, tabi kendi siparişlerini de verebilmek sitenin kuruluş amacı..

Üye …

Yogo değil YOGA

Merhaba :)
Kendi çevrem dışında bir yere ilk kez yazıyorum, heyecanımı mazur görün!

İlk yazımda en son tutkumdan bahsetmesem olmazdı, o yüzden bu başlığı daha önce kullanmış olsam da, en uygun gelen bu oldu bana.. Uzun soluklu bir yazı dizisinin başlangıcı...

Benim yogayla tanışmam orta okul senelerime denk geliyor aslında. Fakat gerçek anlamda yoga yapmaya başlamam TV8'de yayınlanan YogaTV ile oldu.. Neredeyse 1 sene boyunca sabahın köründe kalkmayı göze alarak yoga yaptım Kris McIntyre eşliğinde. Sonrasında işe girince zamanla uzaklaştım..

Bu sene başında yogaya yeniden dönüş yaparak Ankara YogaŞala'da Eğitmenlik Eğitimine kaydoldum.. Ve herşey böyle başladı :)
Eylül ayından beri her ay bir haftasonu gittiğim eğitimler ve haftada 3 kez gittiğim yoga dersleri ile hayatıma aşk girdi! Maymun iştahlılığım yerini gece yarıları yürüyerek eve dönmek pahasına gidilen derslere, bıraktı!! İmkansız dediğim şeylerin zaman içerisinde nasıl gerçekleştiğine kocaman gözlerle tanıklık ettim..

Peki…

EVA GREEN DÖNEMİ

Zaman zaman bir oyuncu yada yönetmene saplanırım. Gül, bu dönemlerimi o oyuncu yada yönetmenlerin adını vererek anımsar.

Aramızda bir olaydan bahsediyoruzdur, ''O senin Kim Ki Duk zamanında idi'' veya ''Sen o ara Hugh Jackman dönemindeydin '' der. Sanırım bu ara için Eva Green dönemimdeyiz diyebiliriz. Ardı arkasına onun filmlerini izlerken buluyorum kendimi.


Onu ilk farkettiğim film James bond filmlerinden biri Casino Royale idi. 5. Fransız Bond kızı olarak geçiyor. Farketmiştim farketmesine ama peşine düşmemiştim.Sanırım o filmde Eva Green benim için güzel bir kız idi . O kadar.



Cracks filmi ile peşine düştüm.

O filmden sonra tırnaklerımı kırmızıya boyadım.

Eva Green Craks ile sadece güzel değil yetenekli bir oyuncu da olduğunu gösterdi bana. Artık aktrist. Oyuncu benim gözümde büyüleyici bir oyuncu. O kadar iyi oynamış ki bir yanda hayran olurken, diğer yanda nefret ettirdi karakterinden.

The Dreamers'ı hemen ardından izledim. Tarza aşık oldum. Be…

AWAY WE GO

Bu cumartesi Sam Mendes 'in Away We Go isimli filmini izledim. Sıcak, samimi bir film. İki sevgilinin çocuk sahibi olacaklarının farkına varmaları ile değişen hayatlarını anlatıyor. Sıcacık ,romantik,komik bir film. Aile kurmaya iten, özellikle erkeklere baba olmayı istetecek, huzur veren bir film.İki insan arasındaki saygı ve sevgi bu kadar yalın, abartısız, doğal bir biçimde anlatılabilinirdi. Müzikleri çok güzel. Müzikler sanki filmin gizli oyuncusu gibi. Filmin müzikleri Alexi Murdoch 'a ait.

Doğacak çocuğunuzun daha güzel bir yerde yaşaması için yer değiştirebilir miydiniz?



Benim önümdeki en yakın örnek kardeşim. Kızının temiz havalı, ağaçlara tırmanmalı bir çocukluğu olsun istiyordu. O yüzden Muğlaya taşındı. Şanslı idi işini orada yapmasında bir sorun yoktu. Taşınmak iş değiştirmek kolay değil.Alıştıkları şehirden, arkadaşlarından,alışkanlıklarından vazgeçmek kolay değildi.



Bence her çocuk ağaçlara tırmanabilmeli. Eline toprak değmeli,çamur ile heykeller yapmalı, otla…

Turkuaz ve Beyaz Dekorasyon

Bu benim blogda paylaştığım ilk yazı. Neden başka birşey değil de dekorasyon seçtim? Anlatayım...

Dekorasyon her zaman ilgimi çeken bir konu oldu. Keşke bu kadar sevdiğimi lisede farketseydim.. İşte o zaman sevdiğim işi yapıyor olurdum. Yanlış anlaşılmasın işimi sevmiyor değilim ama bu da başka bir tutku işte...

Derken farkettim ki elimde bir fırsat var. Onca zamandır gezdiğim dekorasyon sitelerinden topladığım resimler, detaylar, fikirler... boşuna değilmiş. Artık bir evim var ve yaşanmak üzere beni bekliyor. İşin en güzel tarafı benim acelem yok. Her şeyi istediğim gibi yavaş yavaş alıp hem zevkime hem bütçeme göre ayarlayabileceğim.

Ve benim gibi ev kuracak ya da evinde değişiklik isteyenler vardır aranızda belki diye düşünerek paylaşmaya karar verdim.

Gelelim konumuza...
Son 1 yıldır beyaz ve turkuaz tonlardaki herşey nasıl da ilgimi çekiyor. Karar verdim salonum bu renklerde olacak. Baktım ki 2010 modası da turkuazmış. Süper!! Demek ki istediğim çok şeyi mağazalarda bulabileceğim.

































İşte…

AŞK

Feromenlerin etkisi ile iki insan arasında oluşan kimyasal tepkime mi , yada ebeveyn sevgisinin yerini doldurmaya çalışma çabamız mı, belki de ölümsüzlüğe ulaşmak için üremeye çalışmamız.

Aslında kaynağının ne olduğu tartışılsa da etkisini hastalıklara benzetsek de ,geçici delilik durumu desek de hepimiz hayatımız da en az bir kere aşık olmak isteriz. Aşk bence insanın kendi bireyselliğinden gönüllü olarak vazgeçme durumudur.


Aşk, tek kişilik bir duygu durumunu iki kişiyle yaşıyormuşuz sanmaktır.

Aşık insanın yaptıklarından sorumlu tutulmaması gerekir. Ne de olsa aşk geçici de olsa bir delilik durumudur.

Aşık kişi aşk nesnesi olan kişi olmadan yaşamayacağını sanmaktır. O ,yanında yokken bile yaşanan her şeyi onunla yaşamaktır. Onunla paylaşmak istemektir. En çok ona kızmaktır en çok onun sizi acıtma potansiyeli vardır.

Çünkü en çok onu önemsersiniz. Size yan bakması bile verilebilecek en ağır cezalardan biridir.


Her gün yeni bir şeyler öğreniyorum. İdealist ben aşk her şeyden önce güvendi…

KADINLARLA BERABER DEĞİŞEN DİZİLER

1997 yılında yayınlanmaya başlamış Ally Mcbeal.

Ülkemizde yayın tarihi biraz daha geç tarihlere rastlar. Yanılmıyorsam bizde de cnbc-e 2001 civarında yayınlamaya başlamıştı.

Pek sevmezdim zayıf ve nevrotik bulurdum. Kendi kendine mutlu olmayı beceremeyen, aşk'ın gelip onu bu nevrotik halinden kurtaracağını bekleyen bir kadındı. Öyle ki korkunç hayaller görürdü.

O dizide beğendiğim kadın karakter Lucy Liu nun oynadığı Ling Woo benim favori kadın karakterimdi. Güzel ne istediğini bilen mutlu.


Ally Mcbeal den bir sene sonra yani 1998 de Sex and the City yayın hayatına başladı.

İnanılmaz derecede şık giyinen bakımlı başarılı kadınlar erkekler gibi tek gecelik ilişkiler yaşayııp hayatlarına devam ediyorlardı.

Onlarda bana fazla uç gelirlerdi. Bir ayakkabıya 495 dolar mı verilir? Bu kadınlar veriyorlardı.

Yayın hayatı Ally Mcbeal'den daha uzun sürdü. O kadar başarılı oldu ki sinema filmi yapıldı yetmedi ikinci sinema filmi hali hazırda çekilmekte.

Eğlenceli dizidir ama kendimle özdeşim …

GİRİŞ

Bu bloğun amacı,her şeyden, özellikle de kendi ilgimi çeken şeylerden bahsetmek.

Sağlık,siyaset,güzellik,moda,kozmetik,sinema,edebiyat,tiyatro,tv,müzik,dans. Bunlara kadın perspektifinden yaklaşmak. Tektip anlayışı olan bir blog olsun istemiyordum o yüzden misafir yazarlarım olacak. Kendi alanlarında başarılı kadınlardan oluşan misafir yazarlarım olacak.

Çeşitlilik istiyorum bu blogda. Hayata farklı açılardan bakan kadınların farklı algılarını görmek istiyorum. Cosmopolitan formatında değil! Söyledikleri şeyi destekleyen, nedenleri ve sonuçları ile irdeleyen kadınlar.

Güzellikten bahsederken yüze yoğurt sürmek iyi geliyormuş diye yazmayan iyi geliyor ama arkasında şöyle bir mekanizmayı harekete geçiriyor diyerek işleyişinide anlatan kadınlar yazacaklar.Birbirinden farklı kadınlar.