Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

VIRGINIA WOOLF: GÖRÜNMEYENİN YAZARI

Bugün çok mutlu olduğum bir gün.Bundan tam bir yıl önce (Kasım 2009) Elma yayınevinin yayın danışmanları arasına katıldım. Bana çocuk kitapları serisine başlayacaklarından bahsetmişlerdi. Çocuk gelişimi uzmanı olarak çocuk kitaplarını okuyup değerlendirmem isteniyordu.

Bugün yeni kitap basılmış olarak elime geçti. Çocuklara özellikle de kız çocuklarına okutulmasını istediğim bir kitap. Kütüphanemin en nadide eserlerinden Kendine ait bir oda 'nın yazarı Virginia Woolf'un hayatını anlatıyor çocuklara bu yeni kitap.



Virginia konuşmaya üç yaşında başladı, acaba ilk söylediği söz neydi?

Babasının hazinesinde neler vardı?

Sessiz sözleri nasıl yakalıyordu?

Virginia ne yaptı da bir çok kadına örnek oldu?

Gizli sözler konuşabilir mi?





İngiliz yazar Virginia Woolf'un yaşamı bu kez sizimn için kaleme alındı. Tüm engellere rağmen kitap okumak ve yazmak,virginia için bir tutkuydu. Çocukluğunın renkli dünyasının size fısıldadıkları eşliğinde yol alırken tüm kalbinizle istediğinizde neler başa…

Mide yoluyla felsefeye nüfuz etmek mümkün mü?

Can Yayınları’nın büyük ilgi gören Kırkmerak dizisinden yine dikkat çekici bir kitap, Filozofların Karnı. Gelmiş geçmiş en ünlü felsefecilerin düşüncelerini, tam da onların en sevdikleri yemekler üzerinden benzersiz bir üslupla anlatıyor okura. Aykırı bir yazardan, aykırı bir fikir ve aykırı bir kitap kısacası… Karnın ve beynin mükemmel birlikteliği, herkes için yazılmış şen bir bilgi kaynağına dönüşüveriyor.


Michel Onfray’in sınır tanımaz kaleminin ardından alternatif bir felsefe yolculuğuna çıkarıyorsunuz Filozofların Karnı’nda. Zeki, komik, etkileyici yaklaşımıyla Michel Onfray yalnızca felsefenin değil, edebiyatın da sınırlarını zorluyor. Fransa’nın son yıllarda dünya çapında parlayan filozofu Michel Onfray, Filozofların Karnı adlı bu eğlenceli yapıtında, felsefeye damgasını vurmuş filozoflara yiyeceklerle olan ilişkileri üzerinden yaklaşıyor. Düşünürleri büyük bir ziyafet sofrasına oturtuyor ve yemek yeme alışkanlıklarını, söylemleriyle eylemleri arasındaki farklılıkları sayfalara…

Fitness maceram

Mayıs ayının ilk haftası fitness a başlamaya karar verdim. Amacım en az bir sene haftada 3 gün spor yapmaya odaklanmak ve tam bir sene sonra hedeflediğim görüntüye ulaşmak idi. Dana öncesinde aerobik,neopilates, yoga gibi şeyler denemiştim ama bunları evde tek başıma yapıyordum. İlk defa bir salona yazıldım. Aradan 5 ay geçmiş, ben, ısrar ve inat ile gitmeye devam ediyorum.





Benim ilk anda farkettiğim yararlarına gelecek olursak. Salona gitmek sosyalleşmeyi sağlıyor. Ortamda hem dostluk hem de hafif bir rekabet havası var. Ramazan döneminde salona gittiğimde, kimi zaman benden başkası olmuyordu. Salon tamamen bana kalmış gibi hissediyordum. Bu motivasyonu arttıran bir öge değilmiş meğerse. Diğer arkadaşlarımı görüp birlikte spor yapmak, aralarda kısa sohbetler etmek çok daha eğlenceli hale getiriyormuş.



İnsan tek başına olunca kendi sınırlarını o kadar da zorlamıyormuş.Salonda rekabet insanı geliştiren bir durummuş. Salon, aletler,arkadaşlar,sauna gibi unsurlar evet güzel ama asıl m…

Tibetin Gençlik Pınarı

Bir arkadaşımın( Didem 'in nam-ı diğer Ido Atlasian ) sağlık merakımı ve 140 sene yaşamayı istediğimi ,öğrendikten sonra bana tavsiye ettiği Tibetin Gençlik Pınarı isimli kitabı okuduktan sonra, okuduklarım ilginç geldi ve kaybedecek neyim var bir deneyeyim dedim.



Kitaptaki çok basit 5 egzersizin ilk hafta 3er kere yapılması öneriliyor. sonra her hafta 2, 2 arttırılıyor egzersiz sayıları ve çok az zamanınızı alıyor. Kitapta egzersizleri (kitaba göre ayinleri) yapan insanların hayatlarında olan değişikliklerden bahsedilmiş. o kadar abartı değişikliklere neden olup olmadıklarını bilemiyorum ama vücuttan toksinlerin atılmasına yardımcı olduğu, cildin daha iyi görünmesini sağladığı gibi ufak değşiklikleri gözlemlediğim insanlar oldu.



Arka kapaktaki tanıtım yazısı ;

Bu kitap gençlik pınarınin kadim ve gizemli himalaya daglarina giden ve onu bulan bir adamın gercek öyküsüdür!

Binlerce yıl boyunca yasak tibet bölgelerinin derinliklerinde gizlenen kayıp manastır, büyük özenle korunan …

Lükse Övgü

Daha önceki kitap tanıtım yazılarımda size Can Yayınlarının Kırkmerak dizisinden bahsetmiştim. Lükse övgü bu dizinin yayınlarından biri.

Bir Sanattır Öğle Uykusu ile ülkemizde büyük ilgi gören Thierry Paquot, “Lüks dediğimiz nedir?” sorusuna, yine kendine özgü eğlenceli, zeki ve akıcı üslubuyla yanıt arıyor. Paquot, lüks deyince akla ilk gelen pahalı çantalar, parfümler, şık lokantalar, gösterişli eşyalar, hayal ötesi yolculuklar gibi unsurların çok daha dışına çıkarak, derinlere inerek ele alıyor lüks olgusunu. Dahası, sözcüğün çağrıştırdığı hemen her şeyin kökenlerine inip tekrar tanımlıyor bu olguyu.



Thierry Paquot lüksü, para ve ekonomi temelli bir toplumda insanın zamanını canının istediğince kullanabilmesi için bir araç olarak gösterirken, bir kere daha yerleşik düşüncelere şiddetle karşı çıkıyor. Lükse Övgü’de ele alınan lüks kavramı, ekonomik boyuttan çok öte bir davranış tarzı, kurtarıcı bir ölçüsüzlük, bireyi kendiyle uzlaştıran bir yaşama sanatı olarak öne çıkıyor. Paquot …

Black Swan

Dünyanın en prestijli üç festivalinden birisi olan Venedik film Festivali'ne (Diğer ikisi Cannes ve Berlin) geri sayım başladı.

Bu yıl 67. kez düzenlenecek festivalde Altın Aslan jürisinin başkanlığını Quentin Tarantino yapacak.

En iyi ilk filme verilecek Luigi De Laurentiis ödülünün jüri başkanlığını ise Fatih Akın üstlenecek.

Festivalin açılışını 1 Eylül'de 'Pi', 'Requiem for a Dream/ Düşlere Bir Ağıt', 'The Fountain/ Kaynak', 'The Wrestler' filmlerinin yönetmeni Darren Aronofsky imzalı 'Black Swan' yapacak. Natalie Portman,Winona Ryder, Vincent Cassel ve Mila Kunis’in başrolünde olduğu 'Black Swan', bir balerinin genç rakibiyle aralarında yaşanan çekişmeyi konu alıyor.

Traileri buradan izleyebilirsiniz.

Going the Distance

Sizi bilmiyorum ama ben romantik komedilere bayılıyorum.Drew Barrymore da kendime en yakın bulduğum sanatçılardan biri.

Filmi anlatmaya başlamadan size bir itirafım daha var. Ne kadar yaşlandığımı yaşıtlarıma bakıp anlamaya çalışan biriyim. Ama sokaktaki yaşıtlarıma değil. Yaşıtlarım olan ünlülere bakıyorum. Nasılsa onlarda bok gibi para var ve her istediklerini yaptırabiliyorlar.Benim yaşıtlarım da Drew Barrymore,Kate Winslet ,Angelina Jolie, Charlize Theron, Marion Cotillard,Milla Jovovich,Eva Longoria Parker,Mia Kirshner ve Fergie. Kendi aralarında bakınca içlerinde en genç görünen Marion Cotillard diyebiliriz.Verimli bir yılın kadınları.

Bazı filmlere gösterime girdikleri ilk gün girmeye çalışırım. Kimse bişey yazmadan, kimse bana bişey anlatmadan. En düşük beklenti ile izlemek isterim. Bu filmde gösterime girdiği ilk gün gitmek istediğim bir filmlerden biri.

Going the Distance uzak mesafeden ilişkilerini yürütmeye çalışan bir çiftin hikayesi yönetmeni Nanette Burstein. 2 Eylül 2010…

THE TRUE BELIVER- ERIC HOFFER

Bu sezon dizisiz kaldım derken yeni bir dizinin varlığından haberdar oldum. Matt Bomer'a aşık olduğumu da belirtmeden geçmeyeyim. Dizimiz eski bir üçkağıtçı olan Neal Caffrey'nin FBI'a danışmanlık yapması üzerine kurulu.

Bahsetmek istediğim asıl konu dizi değil. Sizi bilmem ama ben dizilerdeki, kitaplardaki göndermeleri, sözleri, alıntıları, sinema filmlerini, kitapları merak eder ve bulurum.

Neal'ın arkadaşı Mozzie (Willie Garson) zaman zaman güzel göndermeler yapabiliyor. Pilot bölümde , yunan mitolojisinden İkarus'a bir gönderme yapmıştı. "You flew too close to the sun, my friend. They burned your wings" (Güneşe çok yakın uçtun dostum. Kanatlarını yaktı")

Başka bir bölümde yine Mozzie (Willie Garson)Eric Hoffer' dan bir alıntı yaptı: "We feel free when we escape even if it will be from the frying pan to the fire" (Kızgın tavadan ateşe bile olsa kaçarken, kendimizi özgür hissederiz.).


White Collar beni Eric Hoffer ile tanıştırdı.

Eric…

Şarap Afrodizyaktır

Geçen hafta sonu çok tatlı bir film izledim. Adı A Good Year. Film Fransa da üzüm bağlarının arasında dolaştırıyor sizi. İzlerken insanın canı şarap çekiyor. Nerdeyse bana Böğürtlen Şarabı isimli kitabı okuduğum zaman aldığım hazzı verdi.


Özellikle yaz akşamlarında soğuk şarap içmeye bayılıyorum. Bu ara Böğürtlen Şarabının yazarı Laura Esquavel 'in yazdığı bir kitabı okumaya başladım.
Afrodit Afrodizyak Yazılar Afrodizyak Yemekler adında. Okuması kolay akıcı,insanı gülümseten bir kitap.

Afrodit, Şili'li yazar Isabel Allende'nin çok değişik bir çalışması. Bu kitabı, edebi bir amaç gütmeden, yalnızca eğlenmek ve eğlendirmek için hazırladığını söyleyen yazar, Afrodit'in, okuruyla kendisi arasında özel, ironik ve mahrem bir sohbet olduğunu söylüyor ve bu kitabın erotik bir elkitabı, ya da bir yemek kitabı olmadığını, bir 'duyular kitabı' olduğunu vurguluyor.

'Erotizmi yiyeceklerden ayıramam bir türlü; bunu yapmak için bir neden de göremiyorum; tam tersine, gücüm …

DİLE GETİRİRSEM BÜYÜSÜ BOZULUR

Size de olur mu hiç? Bir duygu o kadar kocamandır ki, içinizde, sanki paylaşsanız, anlatmaya kalksanız, hakkını veremeyeceksiniz, sanki o duygu küçülecek gibi olur mu hiç?
Bu ara öyle hissettiğim bir dönem yaşıyorum. İçimdeki kocaman bir duygu ama bu ne bilmiyorum adı var mı kelimelere dökülür mü bilmiyorum. O kadar kopuk kopuk geliyor ki...

Sanki değişim geçirdiğim bir dönemdeyim.Şeklen değil içsel bir değişim büyük bir şey ama ne yöne gidiyorum bilmiyorum.Değişimin sonu ne olacak kestiremiyorum. Değişim şununla ilgili bile diyemiyorum.

Ne yazmayı ,ne konuşmayı becerebiliyorum.

Eskiden bir şelale idim. İnsanlara akardı duygularım, çok coşkundu engelleri tanımazdı bilmezdi. Sonra kırıldım. Biri benden güveni çaldı. İnsanlara duyduğum sonsuz güveni.Bir süre inkar ettim bu eksikliğin farkına vardığımı. Akamaz oldum. Şelaleden, sakin bir göle dönüştüm, huzurlu. Yeniden akabileceğim umudunu taşıyordum. Sonra bir başkası geldi benden umudu çaldı. Artık kurudum.
Beni kurtarmak için artık bir …

Tartıdakini aynada görememek

Dostlar, romalılar,
Uzunca bir döneme yaydığım zayıflama sürecinde, sonlara yaklaşmış bulunmakta olduğum şu günlerde, kendimde ve çok yakın bi dostumda gözlemlediğim bir sendromdan bahsetmek istiyorum; Bu sendromu kısaca "tartıdakini aynada görememek" olarak tanımladım ben :)

Adından da anlayabileceğiniz gibi, bir çeşit algı yanılsamasından bahsediyorum. Örneğin 1.70 boya sahip olan ben kişisi, yumurtalıklarımdaki bir problemin, vücudumdaki insülin direnci bozmasının da etkisiyle 82 kiloya kadar çıkmıştım 1,5 sene kadar önce... Bu geçtiğimiz 1,5 senelik süreçte ise yavaş yavaş 23 kilo verdim ve şu an 59 kiloyum.
Fısssssstık gibi hissetmem lazım değil mi? :) Hayır işte, tam tersi...
İşte size sendrom!
Aynaya baktığımda, kesinlikle öngörülebilecek mutluluğu ve tatmini yaşayamıyorum! Daha 1 sene önce, 65 kiloya düşmenin hayalleriyle yanarken; 60'ın hayalini bile kuramazken, şu an nedense aklım hep 55'te! 55 kiloya düşünce, onu da beğenmemekten ciddi ciddi endişe duymaya başlad…

Aşk varmış… Gerçekmiş… Unutmuşum…

Aşk varmış… Gerçekmiş… Unutmuşum…

Bazen zamanda durabilmeli…geriye gidebilmeliymiş insan.. Hep ilerlemeye, hep zamana bırakmaya, hep gelecekte daha iyi şeyler yaşanacağını düşünerek koşturmaya nasıl da alışmışım…

Geçmiş zaten yaşanan, zaten bilinen kısım değil miydi? İyisi kötüsüyle yaşanmış ve bizi şu ana getirmişti. Çok da takılmamak gerekliydi eskiye. Böylesi daha iyi dedi herkes. Önümüze bakmalı dedi insanlar. İnanmışım. Peki kabul, bazen bu da gerekli. Hatta çok gerekli belki. Ama öyle birşeyi unutmuşum ki zamanla ve bu beni öyle bir boşluğa düşürmüş ki. İnanamadım…

Çok değil sadece 2 gün geçmişe döndüm. Sanki bir zaman makinasına girdim ve 2 gün geçmişte yaşadım, 10-15 yıl öncesinde. Ve geri geldim. Eski “ben” i hatırladım. Öyle ki; zaman makinası gerçek olsaydı bu kadar etkili olamazdı. Hep düşündüğüm şeyi pekiştirirdi. Ne mi düşünüyordum? O yıllarda yani üniversite yıllarımda.. herşeyin saf olduğunu benim de çok saf olduğumu. Bir zamanlar kolay aşık olabildiğimi… gözümün nasıl…

Nasıl Jenifer Aniston'unki gibi güçlü ve seksi bacaklara sahip olursunuz?

Sevmesem de Jennifer Aniston 'u (Angelina Jolie sevenlerdenim)yiğidi öldürüp hakkını yememek lazım. Hollywood 'un en iyi vücutlarından birine sahip.Genetik harikası olduğu için bu vücuda sahip de değil.Bu vücududa çok çalışarak,yoga ve pilates yaparak sahip oldu.

Oyunculuğa ilk başladığı zamanlarda yapımcılar ona incelmesini, saç renginide daha açmasını söylemişler. Başarılı olmak isteyen Jennifer bu tavsiyeleri dinlemiş.


İşin özü azim sanırım. Lise balosuna giderken çekilmiş bir fotosu ve son yıllarda çekilmiş bir fotosunu yanyana görüyorsunuz.

Bakımlı kadın güzeldir mottosunun ispatı bu kadın. Çirkin ördek yavrusundan kuğuya dönüşmüş. Gelelim asıl konumuza bu vücudu nasıl yapmış!

Jen’in Yoga eğitmeni Mandy Ingber Jen in kullandığı bacak şekillendirme tekniklerini şöyle anlatıyor;

1. Bacaklarinizi haftada en az 3 kere 30-60 dakikalik kardiyo hareketleriyle sıkılaştırın. Many koşmayı, bisikleti veya yürümeyi öneriyor.

2. Üst bacaklari "temple pose" ile 30 sn tutarak güç…

Vibratörlerin kısa ve renkli tarihi

Vibratörler, cinsel zevkler için tasarlanmış seks oyuncaklarıdır en genel tabirle. İstisnasız hepsinde bulunan titreşim özelliği, vücudun erojen bölgelerini uyararak cinsel haz almayı, ve hatta bu yolla orgazmı sağlar.

1880'li yılların başlarında icat edilen vibratörün mucidi Kelsey Stinneer, bunu başlarda "histeri tedavisi için tıbbi bir cihaz" olarak piyasaya sürmüştü.
1902 Yılına gelindiğinde ise, bir Amerikan firması olan Hamilton Beach, ürünün tüm patent haklarını satın alarak seri üretime geçti ve ev kullanımına uygun, elektrikli vibratörler üretmeye başladı.
Seri üretime geçen bu cihazlar, 1900'lü yılların ortalarına gelindiğinde, ev aletlerinin bulunduğu satış kataloglarında yerlerini almışlardı bile!
Yıllar ilerledikçe, pornografik bir hal almaya ve giderek daha aleni cinsel çağrışımlar yaratmaya başlayan tasarımları nedeniyle, 1920'li yıllara doğru içinde bulundukları ev aletleri kataloglarından yavaş yavaş kaybolmaya başladı vibratörler.

Yaşam Okulu

Buğday Derneği ile Atlas Dergisi güzel bir organizasyona imza atıyorlar adı da Yaşam Okulu.

Yaşam Okulu, doğa korumacılığının felsefesine, doğa ve insan ilişkisini felsefi ve bütünsel yaklaşımıyla Türkiye’de bir ilk olacak.

Geçmişin unutulmuş bilgeliklerini öğrenilecek, Hegel’in felsefesinden masalların erdem ve arı düşüncesine ulaşılacak.

İnsanın kendisini tanımadan doğayı anlamasının mümkün olmadığı düşüncesinden yola çıkan Yaşam Okulu’na, Türkiye’nin çevre hareketine yön veren kişiler eğitmen olarak katılacak. Örneğin Atlas Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Özcan Yüksek, Gezegeni Kurtaran Masallar’dan bahsederken, Doğa Derneği Başkanı Güven Eken de “Doğa Dili”ni konuşacak.

KATILIM KOŞULLARI

Her döneme katılım 20 kişi ile sınırlıdır. Bu nedenle katılmak isteyenler bir ön elemeden geçirilecektir. Aday olanlar;

* özgeçmiş
* bir sayfalık niyet mektubunu

info@yasamokulu.org adresine gönderebilir.

Adaylardan niyet mektubunda, (varsa) Yaşam Okulu konularıyla ilgili daha önce katıldıkları ç…

ÇOCUK KİTAPLARI NASIL YAYINA HAZIRLANIYOR?

Elma Yayınevi editörlerinden Demet Uyar'a bazı sorular yönelttim o da kırmadı beni sağolsun sorularımı cevapladı.



Neden çocuk kitapları yayınlamaya başladınız? Bu kararı almanıza neden olan etkenler nelerdi?
Elma Yayınevi olarak çoğunlukla iş-yönetim ve kişisel gelişim kitapları yayımlıyoruz. Bu alanda çocuklara yönelik kitaplar mevcut değildi, çocuklar için de kişisel gelişim kategorisinde kitaplar yayımlayabileceğimizi düşündük. Yayınevi olarak alanımız kişisel gelişim olduğu için okuyucularımızdan çocuklar için de kitaplar yayımlamamız yönünde talep aldık, bu yönde bir hedefimiz olduğu için de çocuklar için kişisel gelişim kitapları yayımlamaya başladık.


Çocuk kitapları yayınlamada hedefleriniz neler?
Çocukların kişisel gelişimine katkıda bulunabilmek ve kendilerini gerçekleştirmelerine biraz olsun yardımcı olabilmek.

Çocuk kitabı hangi aşamalardan geçerek son okuyucuya ulaşıyor ?
Öncelikle aday kitaplarımızı hedef kitlemiz olan çocuklara ve uzmanlar ile ailelere okutup onaylarını a…

En Çekici Kötü Adamlar

Herkesin çekici bulduğu adamlardan farklı tipleri çekici buluyorum. Az sert, az kusurlu olacak suratlar. Herkesin sevdiği parlak çocuklar gibi olmayacaklar.
Sinemanın,tv dizilerinin 3 kötü adamını çok çekici bulurum.Ray Liotta,Micheal Madsen ve Eric Roberts.

Hepsi de çok iyi oyuncular yalnız seçici değiller. Çok filmde oynamak fiyatlarını düşüren bir şey. Çok deneyimliler ama 3. sınıf filmlerin aktörleri onlar.

Her birine ayrı bir film ile tutulmuştum. Michael Madsen'i Vengeance Unlimited ile sevmiştim. Bu dizide Madsen, mazlumun intikamını almakla uğraşan, profesyonel bir "intikam alıcı"dır. Yardımlarının karşılığı, bir "iyilik borcu"dur ve her bölümde, geçmişten gelen iyilik borçlarını kullanarak, bölümün mazlumunun intikamını çok yaratıcı biçimlerde alır.


Eric Roberts ise geçirdiği bir kaza sonucu kötü adam kariyerine başlamıştır.1981 yılında geçirdiği ve 3 gün komada kaldığı trafik kazası sonucunda yüzünde kalan yara izi, onu kötü adam oynama saplantısına sü…

HAYATI ISKALAMA LÜKSÜN YOK SENİN !

Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan

ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahatolsun.

Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve

yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.

Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır.

Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadıneden beyaz değil?"

diye bir soruyla bilekarsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin.
Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın herzaman.
Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur.
İyihalin cezanda indirim sağlamaz.
Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken
o, "şunuyapmadın" diye cevap verecektir. Ve
ne söylesenkarşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır.
Üzülme, sen aşkı yaşanmasıgerektiği gibi yaşadın.
Özledin, içtin, ağladın,güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın.
"Peki o ne yaptı" deme.
Herkes kendinden sorumluduraşkta.
Sen aşkını doya doya yaşarken
o kendine engeller koyuyorsa bu…

L'OREAL RENOVISTE DENEYIMI:)

Ne demistik peeling demistik, cilt bakimi demistik,kür demistik:) Sevgili Sour ile yaptigimiz bir konusma ertesinde ben de kosa kosa onun memnun kaldigi bu kürü almaya gitmistim:)
Su gune kadarki olanlari size bir bir aktariyorum:)
Hani ilk glikolik asidi cildimize surup 5 dakika beklettigimiz an var ya. Saniyorum ki (eger gercekten cok cok hassas,egzemali bir cildiniz yoksa) tum cilt tipleri bu kürü uygulayabilir. Ben denek olarak kendimi bu ise adadim ya; 5 dakikadan da fazla tutmaya karar verdim bir seferinde sirf etkisini gorebilmek icin. Hani 5 dakikadan sonra ne oluyor diye. Yine de cildimde bir kizarma bozarma hassaslanma olmadi.
Tabii bu uygulamayi yaparken konu uzerinde de arastirma yaptim. Bizler bunu evde uyguladigimizdan ve isin profesyoneli olmadigimizdan bizi profesyonellerin kullandigi gibi bir asit yuklemesiyle eve gondermiyorlarmis tabii:) Glikolik asit yuzdesi sadece yuzde 10. O yuzden tekrar ediyorum cok cok hassas hemen irite olan bir cilt tipine sahip degilseniz bu…

Kapanış ve Ödül Töreni

13. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin “Kapanış ve Ödül Töreni”, 13 Mayıs Perşembe günü saat 19.00’da Kızılırmak Sineması’nda yapılacak.

Kapanış töreninde festivalin iki ödülü sahibini bulacak. Bunlardan ilki, Türkiye sinemasında son bir yıl içinde gösterime girmiş filmlerde rol alan genç kadın oyuncuların aday gösterildiği “Genç Cadı Ödülü”.

Festivalin dört üniversiteden akademisyenler, sinema yazarları ve oyunculardan oluşan Danışma Kurulu’nun oylarıyla belirlenen ödül, kapanış töreninde açıklanacak. Törene, Genç Cadı adaylarından Berrak Tüzünataç, Damla Sönmez ve Selma Ergeç de katılacak.

Genç Cadı Ödülü, genç kadın oyuncuları yüreklendirmek, onların sinema yolculuklarını destekleyerek bu alandaki üretimlerine dikkat çekmek ve Türkiye sinemasında kadınlara yönelik güçlü, olumlu kadın rollerinin yazılmasını teşvik etmek amacıyla veriliyor.

İlki 2009 senesinde sahibini bulan Ödül için bir sene boyunca gösterime girmiş Türkiye yapımı filmler değerlendiriliyor. Başr…

SAUNA

Fitness sonrası sauna kullanmaya başladım. Saunanın kapısında bir seansın 300 kalori kadar yakmaya neden olacağı yazıyordu. Bende bu mekanizmayı ve saunanın çıkışını, sağlığa etkisini merak ettim. Sıcaktan bunalacağımı düşünüyordum. Aynı nedenden hamama bile gitmeyen insandım. Spor sonrası 10 dakika deneyebilirim dedim ve ilk defa ellerimin üzerindeki derinin bile terlediğini gördüm. Verdiği his inanılmaz rahatlatıcı idi.
Sonra arkadaşım Tolganın (nam-ı diğer Niketese )ekşi sözlükte ,sauna başlığı altına yazdıklarını okudum

'' Evet saunaya girdiğimizde bolca terleriz. Terlemek vucuttaki toksinlerin, kimyasallarin ve yağlarinin atılması için iyi bir yoldur. Derimiz nefes alır, gÖzenekleri açılır... Ayrıca dakikada ortalama 75 kere atan kalbimiz, saunaya girildikten sonra dakikada 150 atışa kadar ulaşmaktadır. Bu artış ile vucuttaki kan dolaşımı hızlanmaktadır. Ancak sıcaklık yüzünden damarların halihazırda genislemesi sebebi ile kan basinci artmamaktadir. Bu sayede, yani kan dol…

ELMA ÇOCUK

Bugün çok mutlu olduğum bir gün. Bir süre evvel (Kasım 2009) Elma yayınevinin yayın danışmanları arasına katıldım. Bana çocuk kitapları serisine başlayacaklarından bahsetmişlerdi. Çocuk gelişimi uzmanı olarak çocuk kitaplarını okuyup değerlendirmem isteniyordu.











Bu değerlendirmeleri tek başıma yapmıyorum. Benden başka bir çok yayın danışmanı var elma yayınevi'nde. Kitap kurdu olarak kendini tanımlayan bir insan için bundan daha güzel bir macera olamazdı. Bugün yayın evinin editörlerinden Demet Uyar'dan bir mail aldım. Hazırlanış aşamalarına şahit olduğum bir kitap nihayet basılmış ve raflardaki yerini almış. İnsanın bir kitabın içinde adını görmesi çok hoş bir duyguymuş :))))


Sevgili arkadaşlar,

Türkiye’nin dört bir yanına gidip uğur böcekleriyle birlikte okullarda,

Çocuk Esirgeme Kurumlarında ücretsiz eğitimler veren güler yüzlü Şerif Amca

şimdi sizler için bir kitap yazdı. Anlatacak hikâyeleri vardı.

Büyürken fark etmeniz gereken şeyler olduğunu biliyordu.

“Gidip de göremediğim ço…